Bu Blogda Ara

27 Aralık 2011 Salı

Hamilelikte Pirincin Faydaları


Hamilelikte artan kalsiyum, demir ve vitamin ihtiyacının karşılanması için tahıllar ve kuru baklagiller tüketilmesi gereken besin grubunda yer alıyor. Bu dönemde hem annenin hem de bebeğin ihtiyaç duyacağı vitaminlerin kaynağı olarak görülen pirincin tüketilmesi de, anne ve bebek sağlığı için oldukça önemli.

California Rice Commission’un açıklamasına göre, California’da yapılan pek çok araştırma; pirinçte yer alan farklı vitamin ve minerallerin hamilelik döneminde anne ve bebek sağlığı açısından büyük önem taşıdığını ortaya koyuyor.

Doğal bir vitamin ve mineral kaynağı olan pirincin içeriğinde; protein, karbonhidrat, fosfor, kalsiyum, sodyum, potasyum, magnezyum, çinko, A, B1, B2 vitaminleri ve demir bulunur. Hamilelik döneminde kadınlar, demire normal şartlardan iki kat daha fazla gereksinim duyarlar. Hamileliğin son aylarında bebek, doğumdan sonra ilk yaşamsal fonksiyonlarında kullanmak üzere demir depolamalıdır. Bu nedenle hamileliğin son aylarında tüketilen pirincin hem anne hem de bebek sağlığında olumlu etkileri olacaktır.

Pirinç, kan şekeri düzeyini sabit tutması, hazmının kolay olması ve içerisinde bulunan zengin mineraller ile hamilelik döneminizin rahat geçmesine yardımcı bir besin türüdür. Ayrıca tansiyonu dengeleme etkisi ile özellikle hamilelik öncesi oluşabilecek yüksek tansiyonun önlenmesinde etkilidir.

Pirincin içerisinde yer alan A vitamini; deri, saç ve diş eti sağlığı için gerekli bir vitaminken B1 vitamini; bebeğin gelişim döneminde hücre oluşumu, dolaşım sistemi ve sinir sistemi için vazgeçilmez bir vitamindir. B2 Vitamini; Hamilelik döneminde artan enerji ihtiyacına cevap verebilmek için, besinlerdeki enerjiyi açığa çıkarması nedeniyle önemli bir vitamin türüdür. Pirinçte yer alan minerallerden Kalsiyum ise, bebeğin sağlıklı vücut ve kemik yapısının oluşması ve aynı zamanda anne adayında meydana gelebilecek diş çürümesi, el ve ayak tırnaklarındaki güçsüzlükler ve kalsiyum eksikliğinde ortaya çıkabilecek bedensel ağrılar için birebirdir. Pirinç ayrıca hamileler için çok önemli olan folik asit alımı bakımından da zengin bir kaynaktır.

Pirinçli hafif tarifler

1. DENİZDEN GELEN LEZZET

Malzemeler:

1 su bardağı California Calrose Pirinci
100 gr. Karides
100 gr. Kalamar
100 gr. Midye
2 adet orta boy domates
2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 adet kuru soğan
2 su bardağı su
Tuz
Karabiber
½ adet limon suyu

Hazırlanışı:

Bir tencerede kapağı açık şekilde bol suda karidesleri haşlayın. Soğumaya başlayınca kabuklarını çıkarın. Başka bir tencerede kalamar ve midyeleri kabuğu soyulmuş soğanla birlikte hafif haşlayın. Diğer tarafta ayıklanmış yıkanmış pirinci bol suda yıkayın. Pilav tenceresinde yağı kızdırın, pirinç ve tuzu ilave edip deniz mahsüllerini ekleyin. 2 bardak su ilave edin. Su kaynayınca ocağın altını biraz kısın. Ayrı bir tavada zeytinyağını kızdırın rendelenmiş domatesleri kavurun. Domates sosunu pirinçli karışıma ekleyip biraz daha pişirin. Üzerinde limon suyu gezdirip sıcak servis yapın.



2. PİRİNÇLİ KARNABAHAR SALATASI

Malzemeler:
150 gr haşlanmış California Calrose Pirinci
1 kırmızı soğan
1 tutam maydanoz
1 karnabahar
1 kırmızı dolmalık biber
1 sarı dolmalık biber
3 çorba kaşığı limon sirkesi
5 çorba kaşığı sıvıyağ
Tuz, karabiber
1 küçük konserve mısır
1 tutam dereotu
2 yumurta

Hazırlanışı:
Soğanı soyup küçük küpler halinde doğrayın. Maydanozu ve dereotunu temizleyip yapraklarını ayıklayın ve ince olarak kıyın. Karnabaharı ayıklayıp küçük parçalara bölün. Biberleri temizleyip çekirdeklerini ayıkladıktan sonra küçük küpler halinde doğrayın.

Bir kasede, soğan, kıyılmış maydanoz, sirke, 3 çorba kaşığı yağı, biberleri ve pirinci karıştırıp, tuz ve karabiberle tatlandırın.

Karnabaharı tuzlu suda 5 dakika kadar haşlayıp, süzgece alıp suyunu süzün. Daha sonra bir kapta yumurtanın içine ince doğranmış dereotu, tuz ve karabiber de ekleyip karıştırıp bir harç hazırlayın.

Karnabaharları yumurtalı harca bulayıp kalan sıvıyağla kavurun. Önceden hazırladığınız salata kasesine karnabaharı da alın. Maydanoz ve dereotu yaprakları ile süsleyip servis yapın.



Sporcu beslenmesinde pirincin önemi

Pirinçte kuvvetli kas ve kemik yapısını güçlendiren protein, karbonhidrat, fosfor, kalsiyum, sodyum, potasyum, magnezyum, çinko, A, E, B1 ve B2 vitaminleri bolca bulunur.
Daha önce spor yaparken doğru ve sağlıklı beslenmenin yollarını sizlerle paylaşmıştık. Bu yazımızda da karbonhidratların kaybedilen enerjinin geri kazanılması ve kas gelişimi açısından önemine değineceğiz…

Spor yaparken kuvvetli kas ve kemik gelişimi için tükettiğimiz ve proteinlerden sonra gelen en etkili besin gurubu karbonhidratlardır. Karbonhidrat açısından oldukça zengin olan pirincin tüketilmesi ise, özellikle enerji ihtiyacını ortaya çıkaran spor dallarında, kaybedilen enerjinin geri kazanılması ve kas gelişimi için oldukça önemlidir.

Proteinler insan vücudunun gereksinimi olan besin maddelerinin önemli bir bölümünü oluşturur. Karbonhidratlar ise; aktüel enerji taşıyıcılarıdır ve sporcular için en önemli enerji kaynağını oluştururlar. Düzenli yapılan egzersiz sırasında ya da kısa süreli aktivitelerde, enerji ihtiyacını karşılamak için karbonhidrat tüketimi çok önemlidir.

Pirinç neden önemli ?

USA Rice Federation’ın açıklamasına göre, ABD’de yapılan pek çok araştırma; pirinçte yer alan farklı vitamin ve minerallerin vücut sağlığımız açısından büyük önem taşıdığını ortaya koyuyor. Çünkü pirinçte; kuvvetli kas ve kemik yapısını güçlendiren protein, karbonhidrat, fosfor, kalsiyum, sodyum, potasyum, magnezyum, çinko, A, E, B1 ve B2 vitaminleri bol miktarda bulunuyor.

Zengin karbonhidrat içeriği, hazırlanmasının kolaylığı ve vücuda zararlı toksin maddelerin atılmasına yardımcı olan pirinç, sporcuların ve spor yapanların en çok tercih ettiği hububat çeşididir. Pirinç aynı zamanda kompleks karbonhidrat kaynağıdır. Kompleks karbonhidratlar vitamin, mineral, posa da içermekte ve daha uzun sürede yavaş yavaş enerji sağlamaktadır. Ayrıca pirinçte yer alan kalsiyum, demir gibi mineraller; kalp ritmi, kan basıncı, vücuttaki sıvı dengesi gibi vücuda yararlı olan birçok düzenleyici fonksiyonlarda da rol oynar.

kaynak : http://www.kadinlarkulubu.com/portal/gurme/hamilelikte-pirinc-tuketimi-onemli%e2%80%a6-5315.html

26 Aralık 2011 Pazartesi

Emzirmenin 5 Altın Kuralı

Emzirmenin 5 Altın Kuralı
12 Aralık 2011

Her ebeveyn bebeği için en iyisini ister, sizler de bebeğiniz için en iyi olanı detaylarıyla öğrenmek için buradasınız Konumuz anne sütünün önemi. Biz sağlıklı nesiller yaratmak istiyoruz ve hep bunun için çalışıyoruz .

Ve size bir sır vereyim mi? Bugün bunun anahtarını cebinize koyarak bilgisayarınızı kapatacaksınız. Şu sayfadan çıkarken…. tek bir mesajın asla aklınızdan çıkmamasını istiyorum İlk 6 ay sadece anne sütü bebeğiniz için en iyisidir, ilk 6 ay anne sütü dışında su-mama-diğer sıvıların verilmesi tıbben gerekmedikçe asla önerilmez.

Anne sütünün özellikleri:

Anne sütü benzersiz-çok özel canlı bir sıvıdır, Tanrı’nın bir mucizesi, insanoğluna en önemli armağanlarından biridir. Bebeğin sağlıklı olarak gelişimini sağlamakla kalmaz, anneyle arasında eşsiz bir sevgi bağı oluşmasına yardımcı olur çünkü bebek anne göğsünde kendini güvende hisseder . Emzirme bebek beslenmesinin en ekonomik, hatta bedelsiz bir şeklidir.

Canlı bir sıvı demiştik çok doğru çünkü içinde mikroplarla savaşan akyuvar dediğimiz beyaz kan hücreleri ve birçok biokimyasal maddeler içerir. Anne sütü “hazırdır-sıcaktır-temizdir”. Isıtmaya ve sterilizasyona gerek yoktur, daha da önemlisi her an ulaşılabilir. Belki komik gelebilir, ama 6 aydan sonra ek gıdalara başladığınızda bu 3 kelimenin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlayacaksınız ve o zaman bana hak vereceksiniz.

İlk 6 ayda anne sütü ile beslenen bebekler ishal, zatürre, kulak iltihabı gibi bulaşıcı hastalıklara ve alerjik hastalıklara daha az yakalanırlar ve daha sağlıklı büyürler. Gaz-kabızlık-kusma gibi sindirimle ilgili rahatsızlıklar daha seyrek görülür. Daha zeki olurlar, aynı zamanda gözün görme yeteneğini arttırır. Konuşma ve çene yapısını destekler . Ayrıca ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek erişkin çağında görülen , diyabet, romatizma, kanser, kalp hastalıkları gibi hastalıkları önlemede de etkindir.

SORU: Nasıl oluyor da anne sütü erişkin çağdaki hastalıkları engelliyor?

Çünkü anne sütü çok düzgün işleyen bir bağışıklık sistemi inşa eder. Bağışıklı sitemnde denge çok önemlidir, ne fazla ne eksik olmalı. Fazla çalışırsa alerjik hastalıklar, ileri yaşlarda romatizma diabet gibi otoimmun hastalıklar, az çalışırsa enfeksiyonlar ve kanser gibi hastalıklar daha sık görülür.

Emzirmenin anneye faydaları

Bu yazıyı öncelikle bebeğiniz için okuduğunuzu çok iyi biliyorum, ancak biraz kendinizi de düşünmeniz gerekir Çünkü insanın kendisi için iyi bir şey yapması çok daha motive edici değil mi? Bunları niye söylüyorum, çünkü anne sütünün bebeğe yararlarının yanında anneler için de birçok olumlu etkileri var.

· Bebek bekleyen tüm annelerimizin korkulu rüyasının hamilelikte alınan kilolar olduğunu çok iyi biliyorum ama üzülmeyin, emzirmek bu kiloların daha kolay verilmesini sağlar. Çünkü emzirmek ciddi bir kalori ve sıvı kaybıdır. Biraz yediklerinize dikkat edince, yani günlük normal ihtiyacımızın sadece 500 kal. üzerine çıkıp düzenli olarak bebeğinizi emzirdiğinizde, 6 ay içinde fark etmeden yavaş yavaş kilo verdiğinizi bizzat göreceksiniz.

· Emzirmek doğumundan sonra rahmin küçülmesini ve hamilelik öncesi haline dönmesini kolaylaştırır. Çünkü sütün göğüsten fışkırmasına yardımcı olan oksitosin hormonu aynı zamanda rahim kaslarının da toparlanmasını sağlar.

· Emzirme kemik erimesi ve ileri yaşlarda kalp krizine yakalanma riskini, hatta rahim ve göğüs kanseri risklerini de azaltır.

Gelelim emzirmenin sağlıklı bir şekilde başlaması ve sürdürülebilmesi için çok önemli ALTIN KURALLARA. Bunlara altın kurallar diyorum, çünkü bence altın değerinde . Sadece bunların bilinmemesi veya uygulanamaması yüzünden binlerce bebeğin erken dönemde anne sütünden mahrum kaldığını biliyor muydunuz?

1. ALTIN KURALIMIZ: Doğru zamanlama

Bebeğin doğumdan sonra en geç bir saat içinde anne memesine verilerek emzirilmesi gereklidir. Hatta doğumhanede bebek doğar doğmaz ilk yakınlaşmanın sağlanması tam bir emme olayı gereçekleşmese bile, oldukça faydalıdır. Bebeğin emmek için en uyanık-canlı ve istekli olduğu bu dönem geçirilirse, bebekte uzun süre isteksizlik ve emzirmenin başlamasında gecikme görülebilir. Sezaryenli annelerin bile henüz kendilerine tam gelmeden bir başkasının yardımıyla bebeklerini emzirmeleri sağlanabilir.

2. ALTIN KURALIMIZ: Doğru emzirme pozisyonu

Emzirme pozisyonu çok önemli bir konu, yanlış bir emzirme hem bebeğin iyi beslenememesine, hem de annenin meme başlarının çatlamasına neden olur. Öncelikle memenin anatomisiyle işe başlayalım. Süt keseleri meme başında değil, kahverengi dokuda bulunur, bu yüzden tüm kahverengi doku bebeğin ağzına girip basınca maruz kalmazsa bebeğin ağzına süt akmaz, bu da bebeği kızdırarak meme başını çiğneyip zedelemesine sebep olur. Bebeğin ağzı geniş açık, alt dudak dışa dönük olmalı, bebeğin çenesi memeye dokunmalıdır. Bebeğin ağzının üzerinde görülen göğsün kahverengi kısmın büyüklüğü altta kalandan daha fazla olmalıdır.

Ben yanlış pozisyonu da tarif etmek istiyorum, çünkü yanlışı bilirsek doğruyu kavramamız daha kolay olur. Bu öğrenmenin doğasında olan bir şey. Bebeğin ağzının geniş açık olmaması ve dudakların karşıdan bakıldığında ıslık çalar gibi gibi ileriye uzanması, alt dudağın içe dönük olması ve bebeğin çenesinin memeye dokunmaması yanlış bir pozisyondur. Bu durumda bebeğin ağzının üzerinde ve altında kalan kahverengi kısım eşittir.

3. ALTIN KURALIMIZ: İdeal emzirme süreleri ve aralıkları

Emzirme sırasında süt gelmesini sağlayan refleksin iyi çalışması için emzirme süresi ilk gün her 2 göğüs 5 dk, 2. gün 10 dk, 3. günden sonra 15 dk veya daha uzun olabilir. Bir sonraki emzirmede en son emdiği memeden emzirmeye başlanmalıdır.

Zamanında doğmuş bebek için emzirme sıklığı bebek istedikçe olmalıdır. Bu süre genellikle ilk haftalarda 2-3 saat gibidir. Ancak bazı bebekler saat başı bile emmek isteyebilirler. Bu bebeğin aç olduğu anlamına gelmez, tabi ki eğer daha sonra bahsedeceğimiz doyma belirtilerinde bir sorun yoksa.

Erken ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde ise, kan şekerinin düşmemesi için bebek istemese bile 2 saattten daha uzun ara vermeden beslemeye özen gösterilmelidir. Ama daha sık olabilir, 2 saatten seyrek olmamalıdır.

Sık emzirmenin birçok bilimsel faydası da mevcut. Ben buna göğüs-beyin otoyolu diyorum. Çünkü gerçekten bu çift yönlü bir otoyol gibidir. Annenin göğsündeki algılayıcılar bebeğin emmesiyle uyarılır, bu uyarı sinirler aracılığıyla beyinden Oksitosin-prolaktin dediğimiz 2 adet hormonun salgılanmasına yol açar. Bu hormonlar da daha sonra karşı yoldan, kan yoluyla annenin göğüs dokusuna giderek göğüse süt yap sütü boşalt emirlerini verir. Bunun pratik sonucu “Bebek ne kadar sık emerse o kadar çok süt olur”, yani bebek emdikçe süt biter inanışı kesinlikle doğru değildir. Aksine bebek emdikçe süt bitmez, artar. Arada anne sütü dışında sıvılar vermek bu doğal mekanizmayı ciddi şekilde sekteye uğratır.

4. ALTIN KURALIMIZ: Emzirme sürecinin doğallığı…bunun bilinmesi aslında çok önemli, buna psikolojik bir kural da diyebiliriz.

Bunu neden söylüyorum, emzirme büyük oranda doğal bir süreç, çok zor bir şey öğrenmek zorunda olmadığınızı bilin ve rahatlayın diye.

Anne bebeğe uygun pozisyon vermeyi bebek ise memeyi nasıl tutacağını öğrenir. Bunun dışında gerisi tamamen bebekte doğuştan içgüdüsel olarak var olan reflekslerin işi. Nedir bu refleksler?

· Arama refelksi: Bebeğin yanağına değince kafasını o tarafa çevirir, birşey dudaklarına değince bebek ağzını açar dilini aşağı ve öne uzatır,

· Emme refleksi: Damağa bir şey değdiğinde, bebek emer.

· Yutma refleksi: Ağız sütle dolunca bebek yutar.

5. ALTIN KURALIMIZ: Sütün yettiğinden emin olmak , anneye huzur verir . Aslında bu da psikolojik bir kural, çünkü annenin rahat olması huzurlu olması bu konuda kendinden emin olması sütünü arttıran bir faktördür.

Bir bebeğin emdikten sonra doyduğunu anlayabileceğimiz basit birkaç belirti mevcut. Öncelikle doyan bir bebek emdikten sonra aranmaz, rahatlar ve kolaylıkla uykuya geçer. Tabii ki gaz nedeniyle huzursuz olan bebekleri bu kategoriye almamak gerekiyor. Günde 4-5 kez çiş ve en az 3-4 bez de dışkılı olur, bazı bebekler ilk aylarda günde 7-8’e kadar kaka yapabilir, bu ishal değildir. 1-2 aydan sonra da bazı bebekler bunu günde bire hatta 3-5 günde bire bile indirebilir, bu da kabız değildir.

Anne sütünün yeterli olduğundan emin olmanın daha bilimsel ve sayısal yolları ise doktorunuz tarafından değerlendirilir.

Bebeğin büyümesinin değerlendirilmesidir. Pratik olarak iyi beslenen bir bebek ilk 6 ay içinde haftada 150-250 g kilo alır. 5 ayda doğum kilosunun yaklaşık 2 katına, 1 yaşta 3 katına çıkar.

İlk 6 ay içinde boyu her 3 ayda 8cm, 2. 6 ayda ise her 3 ayda 4 cm uzar kabaca ilk 1 yıl içerisinde ortalama boyu 25 cm uzar. Yani 50 cm doğan bir bebek 1 yaşında 75 cm olur. Baş çevresi ilk 1 yıl içinde ayda 1cm genişler. Yalnız lütfen bunların ort. değerler olduğunu unutmayalım, asla kesin kural değil, bu değerlerin altı ve üzeri de genellikle normaldir. Lütfen bebeklerimizi başkalarının bebekleriyle karşılaştırmayalım. Tabii ki boy-kilonun belli bir oranda olması gerektiğini hatırlayalım, 2 ölçüyü birlikte değerlendirelim. Çünkü bebekler arasında büyüme potansiyeli açısından çok geniş aralıklı kişisel farklılıklar mevcuttur . O yüzden, bebeğinizin büyüme durumu hakkında en yetkili ağız onu devamlı takip eden doktorunuzdur.



Doktoramcam.com

Facebook/Doktoramcam

Twitter/doktoramcam

15 Aralık 2011 Perşembe

Tarhananın Faydaları


Gebeliğimin 8.haftasındayım mide bulantısı, mide yanması beni kötü etkiliyor. Akşam yemekleri özellikle gece uykumu etkiliyor. Bu zor günlerimde özellikle iyi bir uyku için tarhanayı akşam yemeği yaptım. Aynı durumda olanlara taviye ederim.

2 kaşık tarhanayı su ile eritip, domatesleri rendelediğim 2 bardak su ilave ettiğim tencereye sicim olarak döküyorum. Karıştırarak katılaşmasını sağladıktan sonra fındık kadar tereyağ ve 2 süzme çay bardağı kadar tuz ilave ediyorum. Özellikle yağın az olmasına dikkat ediyorum. Yağ, Şeker bu dönemde beni olumsuz etkiliyor, mide yanmamı arttırıyor.

Faydaları konusunda edindiğim bilgileride paylamak isterim;
100 gr toz tarhanada 14,1 gr protein, 58,8 gr karbonhidrat ve 3,9 gr yağ, 78 mg kalsiyum, 0,5 mg demir bulunur. İyi bir protein, kalsiyum, A vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini ve likopen kaynağıdır.

Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Temiz, vitamin ve mineraller yönünden zengin olan tarhananın şifa kaynağı olduğunu söyledi.
Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Temiz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarhananın içinde bulundurduğu çeşitli liflerden dolayı yüksek kolesterol, kalp krizi, kolon kanseri, obezite, yüksek tansiyon, hemoroid ve damar hastalıklarının azaltılmasında etkili olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Temiz, tarhanada bulunan proteinlerin vücut için gerekli olan bazı aminoasitleri bolca ve dengeli olarak içerdiğini belirterek, ''Tarhana, vücudumuzun mikroplara karşı dirençli olması açısından önemli olan vitaminler ve mineraller yönünden zengindir. Tarhanada özellikle B vitaminleri bol miktarda bulunur. Kepeği uzaklaştırılmamış undan yapılan tarhanalardaki B vitaminleri içeriği kepeksiz undan veya göceden (kabuğu soyulmuş ve kırılmış buğday) yapılan tarhanalara göre daha yüksektir. Kalsiyum, demir ve çinko ise tarhanada bol bulunan minerallerdir'' dedi.

Gıdalarla alınan proteinlerin vücuda yararlı olabilmesi için ilk aşamada mide ve bağırsaklarda sindirilerek aminoasitlere kadar parçalanması gerektiğini kaydeden Temiz, ''Aminoasitler bağırsaklardan kolayca emilir ve vücuda yarar sağlar. Sindirilemeyen proteinler ise dışkıyla dışarı atılır ve vücut bu proteinlerden yararlanamaz. Tarhananın bileşimine yoğurt ve bitkilerden kaynaklanarak dahil olan laktik asit bakterileri tarhanadaki proteinleri belli ölçülerde aminoasitlere parçalayarak tarhanayı sindirimi kolay gıda şekline dönüştürür. Böylece aminoasitler tarhana ile vücuda hazır olarak girerler ve bağırsaklardan kolayca emilerek vücuda yarar sağlar. Buna bağlı olarak tarhananın besleme değeri artmış olur'' diye konuştu.

Proteinlerin sindiriminin özellikle bebekler ve yaşlılar için çok önemli olduğuna işaret eden Temiz, bebeklerde sindirim enzimlerinin yetersiz olduğunu, yaşlılarda ise sindirim enzimlerinin çalışmasının yavaşladığını, bu nedenle tarhananın bebekler ve yaşlılar için tüketimi özendirilecek, sindirimi kolay besleyici bir gıda olduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Temiz, tarhananın buğday unu veya göce adı verilen kepeksiz buğday yarmasına yoğurt, maya, domates, biber ve soğan gibi çeşitli sebzelerle nane, dereotu ve çörtük gibi çeşitli aromalı otlar ve tuz eklenip yoğrularak elde edilen hamurun 1-5 gün süreyle fermantasyona bırakılması ve ardından kurutulmasıyla elde edilen sağlıklı, sindirimi kolay, beslenme değeri yüksek ve dayanıklı geleneksel bir fermente Türk gıdası olduğunu söyledi.

Tarhananın Türk kavimleri tarafından çok eski çağlarda üretilip tüketildiğinin tahmin edildiğini kaydeden Temiz, Orta Asya'dan göç eden Türklerle birlikte Anadolu'ya geldiğini ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de İran ve Irak gibi imparatorluğa yakın komşu doğu ülkelere ve Rumeli üzerinden Macaristan ve Yunanistan gibi batı ülkelerine yayıldığının kabul edildiğini belirtti.

Temiz, Türklerle ırk yakınlığı bulunan Macarların tarhanayı Macaristan'a ve Finlandiya'ya kadar taşıdıklarını belirterek, bugün Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan ve Mısır gibi Yakındoğu ülkelerinde ''kishk'', İran ve Irak'ta ''kushik'' veya ''kushuk'', Türkistan'da ''göce'', Yunanistan'da ''trahanas'', Macaristan'da ''tahonya'', Finlandiya'da ise ''talkhuna'' ismiyle tarhanaya çok benzeyen gıdalar üretildiğini bildirdi.

Bileşimine katılan maddeler ve üretim tarzındaki değişiklikler nedeniyle tarhananın bölgelere göre çeşitlilik gösterdiğini kaydeden Temiz, genellikle İzmir, Manisa ve Burdur yöresinde yapılan un tarhanasının büyük bir kazanın dibine ''tarhana otu'' adı verilen aromalı otun yerleştirilmesiyle yapıldığını söyledi.

Ege Bölgesi'nin farklı yörelerinde üretilen un tarhanalarına tarhana otu yerine nane, un yerine irmik konulduğunu, un ve maya karışımına mercimek ve nohut da eklenebildiğini belirten Prof. Dr. Temiz, Tokat, Sinop, Edirne ve Tekirdağ gibi bazı illerde süt, un ve yumurta karıştırılarak ''sütlü tarhana'' yapıldığını ifade etti.

Temiz, Kahramanmaraş ve köylerine özgü firiğin (yarı kurumuş tarhana) özellikle çocuklar tarafından ceviz içiyle birlikte çiğ olarak tüketildiğini, tamamen kurutulmuş tarhananın ise kış boyunca çorbalık ve çerez olarak değerlendirildiğini söyledi.



AA

31 Ekim 2011 Pazartesi

DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİNDE BESLENME

Demir Yetersizliği Anemisi Geliştiğinde Ne Gibi Sağlık Problemleri Görülür ?

• Demir yetersizliğinde bebek ve çocuklarda zeka gelişimi ve koordinasyon bozulur, dikkat ve algılama azalır, büyümede gerilik görülür, enfeksiyonlara duyarlılık artar, tırnak, deri ve mukoza değişiklikleri ortaya çıkar. Gebelerde morbidite ve mortalite, bebek ölümleri oranı, düşük doğum ağırlıklı bebek dünyaya getirme ve enfeksiyonlara yakalanma riski artar, bağışıklık sistemi bozulur, buz ve toprak yeme davranışları görülür. Demir yetersizliği anemisi olan bireylerde hava kirliliğine bağlı kurşun zehirlenmelerine duyarlılık artmaktadır.

Demir Yetersizliği Anemisine Neden Olan Beslenme Davranışları Nelerdir ?

• Özellikle 0-2 yaş arasındaki bebeklerin süt tüketimlerinin fazla olması ve ek gıdalara başlama döneminde demirden zengin yumurta, et, pekmez ve kurubaklagillerin geç başlanması veya hiç verilmemesi demir yetmezliği anemisine neden olmaktadır.
• Çay ve kahve tüketimi demir emilimini azalttığı için tüketilmemelidir. Eğer tüketilmek isteniyorsa yemeklerden 45 dakika sonra açık olarak tüketilebilir.
• Diyetle fazla miktarda kalsiyum alınması ( özellikle süt ve ürünlerinin tüketilmesi ), etlerin kavrularak ve fırında fazla pişirilmesi, nitrat ve nitritin kullanıldığı sosis, salam ve birçok hazır besinin tüketimi alınan demirin biyoyararlılığını azaltır.


Hangi Besinler Demirden Zengindir ?

• Proteinden zengin besinler özellikle sırasıyla sakatatlar, dana eti, koyun eti ve tavuk eti hem demirden zengin besinlerdir hem de içerdikleri demir emilimi yüksektir.
• Etlerden başka iyi pişmiş olan kurubaklagiller, soya fasulyesi, yumurta, kuru meyveler

( özellikle kuru üzüm, kuru kayısı ), pekmez, yeşil sebzeler ( ıspanak ), fındık, fıstık, susam, tahin gibi yiyecekler demirden zengindir.


Beslenmemizde Nelere Dikkat Edersek Daha Çok Demir Emilimini Artırmış Oluruz ?

• C vitamini demir emilimini artırdığı için demirden zengin olan besinlerle C vitamini birlikte tüketilmelidir. Yumurtanın portakal suyu veya domatesle birlikte tüketilmesi , köftenin salata ile tüketilmesi örnek olarak verilebilir.

Beslenmemizde Nelere Dikkat Edersek Daha Çok Demir Emilimini Artırmış Oluruz ?

• Hayvansal ve bitkisel kaynaklı normal bir beslenmeyle alınan demirin % 10’ u emilebilmektedir.Hayvansal besinlerin sınırlı tüketiminde diyette C vitamini diğer besinlerle birlikte alınmalıdır. Et ve benzeri yiyeceklerin satın alınamadığı zaman yumurta, kurubaklagiller, kuru meyveler, pekmez, tahin ve yeşil sebzeler daha çok diyette yer almalıdır. Ağırlıklı olarak hayvansal kaynaklı besinler tüketildiğinde günlük alınan demirin % 15-30’ u emilebilmektedir. Ülkemizde demir yetmezliği anemisinin çok fazla görülmesinin nedenlerinin başında et tüketiminin az olması ve ete alternatif olan yiyeceklerin tüketilmemesi gelmektedir.
• Posa miktarı yüksek olan besinlerin fazla miktarda tüketimi demirin vücuttan atımını

hızlandırdığı için posayla birlikte C vitamini alındığında posanın etkisini azaltır.

• Mayalı ekmek tüketimi demirin emilimini artırdığı için tüketilmelidir. Mayasız ekmek olarak bilinen yufka veya lavaş ekmeği demir emilimini azaltır. Ayrıca kurubaklagillerin iyi pişirilmemesi ve kepekli ekmeğin veya esmer undan yapılan köy ekmeğinin tüketimi de demirin yeterli bir şekilde emilememesini sağlar.
• Aliminyum, paslanmaz çelik ve teneke de demir emilimini azaltır. Konserve kutusu açıldıktan sonra beklerken besin içinde teneke miktarı arttığından demir emilimi azalmaktadır.
• Temiz su kullanılmalı, aşılama programlarına uyulmalı, gelişigüzel fazla miktarda aspirin kullanılmamalı.
• Temizliğe dikkat edilmeli, enfeksiyon ve paraziter hastalıklar kontrol altına alınmalı.

Besinlerdeki Demir Emilimi Ne Kadardır ?

• Karaciğer gibi sakatatlardaki demirin %30’ u ,

• Dana ve koyun etindeki demirin % 25’ i,

• Tavuk ve balıktaki demirin % 20’ si,

• Yumurtadaki demirin % 15’i,

• Kurubaklagillerdeki demirin % 20’ si,

• Yeşil sebzelerdeki demirin % 8’ i,

• Tahıllardaki demirin % 4’ü emilir.

Yaşlara Göre Demir Gereksinimi Ne KADARDIR ?

• 0-4 ay bebeklerin günlük demir gereksinimi 5 mg ‘dir. Sadece anne sütü ile beslenmeyle karşılanabilir.
• 5-12 ay arasındaki bebeklerin günlük demir gereksinimi 10 mg’ dır.

Anne sütünün yanında ek gıdalara başlarken ilk olarak anne sütüne en yakın besin olan taze mayalanmış yoğurtla başlanmalıdır. Daha sonra alerji riski olmayan taze sıkılmış elma veya şeftali suyu verilebilir. Yayla, tarhana ve sebze çorbalarına başlanabilir. Bir ay sonra mercimek çorbası
da verilmelidir. Kahvaltı için allerji riski olmayan ve demirden zengin olan üzüm pekmezi ve yumurta sarısına başlanabilir. 6. aydan itibaren çorbaların içinde yine demirden zengin olan yağsız dana kıyması ve tam yumurta verilmelidir.8. aydan itibaren başlanan ek gıdalara ve anne sütüne ek olarak karaciğer ve kurubaklagil ( kuru fasulye, nohut, mercimek ve barbunya ) pürelerine başlanmalıdır.
• 1-12 yaş arasındaki çocukların günlük demir gereksinimi 10 mg’ dır.

• 13-16 yaş arasındaki erkek çocukların demir gereksinimi 18 mg’ dır. Bu dönemdeki erkeklerde hızlı büyüme demir ihtiyacını artırmıştır.
• 13-16 yaş arasındaki kız çocukların günlük demir gereksinimi 24 mg’ dır. Kızların menstruasyonla demir kayıplarının olması ve büyüme için demir gereksiniminin artması sonucunda demir yetersizliği anemisi sıklıkla ortaya çıkmaktadır.
• Normal erişkin bir kadın 28 mg demir tüketmesi gerekirken ;

• Gebeler için 28+20 mg = 48 mg,

• Emzikli kadın için 28+5 mg = 33 mg demir tüketmeleri önerilmelidir.

Gebelik ve emziklilik döneminde sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenilmesi hem kadının gebelik ve emzirmeyle kaybettiği besin öğelerini karşılamak ve anne sağlığını korumak, hem de bebeğin anne karnında ve emzirme döneminde anne sütü ile yeterli ve dengeli beslenmesi sağlanmış olunur.
………… mg Demir içeren ……………. Kalorilik Örnek Beslenme

Süt veya yoğurt …………. gr (200 cc 0.2 mg Fe)

Et ………….. gr ( 30 gr 0.9 mg Fe )

Kurubaklagiller …………..kaşık ( 2 yemek kaşığı 1.3 mg Fe)

Yumurta ………….. adet ( 1 adet 1.1 mg Fe )

Peynir ………….. gr ( 30 gr 0.2 mg Fe )

Pekmez …………. gr ( 10 gr 1 mg Fe )

Kuru Kayısı ………….. adet ( 3 adet 1.4 mg Fe )

Sebze …………. yemek kaşığı ( 2 yemek kaşığı 1.6 mg Fe )

Portakal …………. adet ( 1 orta boy 0.4 mg Fe ) ……………………………meyve

Ekmek (pilav, makarna) ………. …dilim ( 1 ince dilim 0.2 mg Fe ) …………………………….yağ

DİYET UZMANI
Hazırlayan AD/BD/Birim : Beslenme ve Diyet Birimi
http://sakur.uludag.edu.tr/dosya/FR-HYE-04-719-40.pdf

LİMON SUYU VE SARIMSAK MUCİZESİ




Özellikle Rus doktorların tavsiye ettiği kalp ve damar hastalıkları reçetesi mucizevi sonuçlar veriyor. Bitkilerle doğal tedavi yöntemine son derece önem veren Rus tıp dünyası, bu formülü yüzlerce yıldır kullanıyor ve son derece başarılı sonuçlar elde ediyor. Limon suyu ve sarımsakla yapılan karışım, damar sertlikleri, damar yağlanması, damar tıkanıklıkları ve tansiyon gibi sorunları kalıcı olarak ortadan kaldırıyor.


Türkiye'deki bazı doktorlar da hastalarına bu formülü öneriyor.

EVİNİZDE KENDİNİZ YAPABİLİRSİNİZ


- 2 Litre hiç su katılmamış sıkılmış limon suyu

- 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak (Mümkünse Anadolu'da yetiştirilmiş ithal olmayan sarımsaklardan)


- Ağzı sıkı kapanan koyu renkli bir kavanoz (2 litrelik pet şişeler de kullanılabilir)



HAZIRLANIŞI


2 Litrelik kavanoz ya da pet şişeyi dolduracak kadar limon satın alın. Limonların suyunu iyice sıkıp şişeye doldurun. Soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp şişenin kapağını sıkıca kapatın. 25 gün boyunca normal ılık bir yerde tutun ve her gün birkaç kez çalkalayın. Yaklaşık 25 gün sonra sarımsakların limon suyunun içinde eridiğini göreceksiniz.


25 gün sonra hazır hale gelen karışımdan her sabah kahvaltıdan yarım saat önce yarım çay bardağı için. Bunu hergün düzenli olarak ve mümkünse aynı saatte yapın. Bu karışımın içine asla başka bir madde (şeker, tuz, tatlandırıcı vs. katmayın)


YÜZDE 100 KANITLANMIŞ FAYDALARI


1- Tüm damar iltihaplarını (vasküler) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu

önlüyor.


2- Kolesterol ve lipidi düşürüyor, zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor.), vücuttaki şeker oranını dengeliyor, pankreasin yenilemesini sağlıyor.


3- Böbrek ve safra taşlarını eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki şişkinliği yok ediyor ve dokularda ödem oluşmasını engelliyor.


4- Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini
yapıyor.

5- Tüm romatizmal iltihabi önleyor, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem yüzeylerinin

yenilenmesini sağlıyor ve her türlü ağrıyı kesiyor.


6- Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerini yeniliyor, sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor, felç ve inme riskini azaltıyor.


7- Vücudun bağışıklık sistemini son derece mükemmel hale getiriyor ve her türlü alerjiyi, özellikle de damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden engelliyor. Kanser oluşumlarına karşı tüm vücudu koruyor.

Gençlik Hapı Bulundu ! içeriğini inceliyelim.

Gençlik hapı bulundu!
İngiliz bilim adamları pahalı anti-aging kremlerin benzeri işlev gören bir gençlik hapı üretti.

İlacın üreticileri bu ürünün göz etrafında görülen kaz ayağı kırışıklıklarını 1/3 oranında azaltacağına inanıyor.
Hap, cildin en derin katmanlarına etki ediyor. İlaç 480 kadın üzerinde test edildi. 2 haftalık periyod süresince göz etrafındaki kırışıklıkların %30 oranında azaldığı gözlemlendi. Gençlik hapının günde 3 kez alınması gerekiyor. İçeriğinde besin maddeleri, C ve E vitamini, izoflavonlar, likopen ve omega-3 bulunuyor. Bilim adamlarına göre, bu içerik maddeleri yaşlanmayla ilgili olan genetik faktörleri etkiliyor.

İlacı bulanlardan biri olan Dr. John Casey, bu hapın östrojen ve kolajen üreten genleri harekete geçirdiğini iddia ediyor. Bu ilaç tıp tarihinde gerçekten nefes kesici bir buluş olabilir. Kadınların güzelliğini korumaya yardımcı olacak yeni bir yöntem pek çok kişiyi bıçak altına yatırmaktan kurtaracağı öngörülüyor.
Kaynak : Milliyet (10:18 | 31 Ekim 2011)
Flavonoidler (İzoflavonlar): Tüm narenciyelerde, üzüm çekirdeğinde, kırmızı şarapta, yeşil çayda, elmada, soya fasulyesinde ve soğanda bulunan övmekle bitiremediğimiz en önemli madde flavonoid’dir. Şu an bilinen 4000 çeşit flavonoid var. Bunlar vücut direncini artırır, hastalıklardan korunmamızı ve onlarla baş etmemizi sağlarlar. Vücudumuzdaki iltihaplanmayı önleyen, alerjileri azaltan, kan damarlarını güçlendiren muhteşem antioksidanlardır. Ateşli hastalıklarda ve menapozdaki ateş basmalarında çok rahatlatırlar.

Nelerde Likopen bulunur?
İnsan vucudu likopen üretemez fakat besinlerde hazır olarak bulunur. Tropikal meyvelerde, karpuzda, kırmızı greyfurtta bulunur. Ancak likopenin %85’i domates ve domates ürünlerinde bulunur. Sırasıyla domates salçası, ketçap, domates suyu likopence zengindirler. Araştırmalar göstermiştirki kan sistemimiz  likopeni en iyi şekilde işlenmiş domatesten (salça, ketçap v.b.) absorve etmektedir.
·        Likopence Zengin Olan Sebze ve Meyveler
Ürün
Likopen  (mg /100 g)
Domates Salçası
85
Domates Ketçabı
15.9
Domates suyu
9.5
Domates sosu
14.1
Karpuz
4.0
Pembe Grayfurt
4.0
Taze domates
3.0
·         *Likopen oranı iklim şartları, toprak yapısı ve domates çeşidine göre değişiklik göstermektedir.

Likopen Nedir?

Likopen Nedir? Karotenoid ailesinin bir üyesi olan likopen güçlü bir antioksidandır. Likopen domates karpuz, pempe greyfurt gibi besinlerde yer alıyor. Domates en güçlü antioksidan karotenoitlerden biri olan likopen`in başlıca kaynaklarındandır.
Likopen insan vücudunda üretilmediği için besinlerle veya takviye olarak almak gerekir.
Likopenin Faydaları Nelerdir?
• Beta karotenle aynı grupta yer alan bir biyoflavonoid olan likopen, bütün karotenler arasında antioksidan kapasitesi en yüksek olanıdır.
• Yapılan araştırmalar yüksek likopen alımının kardiovasküler sağlığa olan olumlu etkilerini göstermektedir.
Journal of Nutrition adlı dergide yayınlanan bir araştırma sonucuna göre likopen bakımından zengin domates ürünlerinin yüksek oranda tüketilmesi kadınlarda kalp ve damar sağlığını koruyucu etki göstermektedir.
• Likopenin kolesterol yapımında görev alan bazı enzimleri engelleyerek, kan kolesterol değerlerinin azalmasına yardımcı olduğu belirtilmektedir.
• Toronto Üniversitesince yapılan bir araştırmaya göre, likopen LDL kolesterolün oksidasyonunu baskılayarak aterosikleroz ve koroner kalp hastalığı riskini azaltmaktadır.
• Yine likopen oksitlenmiş lipoproteinlerin damar duvarındaki olumsuz etkilerinin önlenmesinde  rol oynar.
• İngiltere’deki Newcastle Üniversitesi bilimadamlarınca hayvanlar üzerinde yapılan araştırmaya göre , likopen akciğerdeki iltihaplanmayı onarabilmekte ve astım riskini azaltabilmektedir.
• Likopen antioksidan etkisiyle kansere karşı koruma sağlar. Likopen hücre içinde hasara yol açan tekli oksijenin oluşmasını önleyerek veya oluştuktan sonra bağlayarak etkinlik gösteriyor ve organizma içinde karsinojen oluşumunu baskılıyor.
• Likopenin kanser hücrelerinde kontrolsüz çalışan büyüme hormonu reseptörlerine bağlanarak, kanser hücresinin normal hücre durumuna geri dönmesini uyarması ve bazı kanserlerde, apoptozis adı verilen programlı hücre ölümünün tetiklenmesinde rol oynadığına dair araştırmalar vardır.
• Rahim, prostat, servikal, mide, meme, akciğer kanserine yönelik koruyucu etki sağladığını gösteren araştırmalar bulunmaktadır.
Ulusal Kanser Enstitüsünce yürütülen çalışmaya göre her gün 1 porsiyon domates ya da domates ürünleri yemek prostat kanserine sebep olan DNA hasarına karşı koruyucu etki göstermektedir.
• İtalya`da yapılan bir araştırmaya göre yüksek oranda domates tüketilmesi sindirim sistemi kanser olasılığını azaltabilmektedir.
• Likopenin osteoporoz oluşumunu geciktirici etkisi olduğu belirtilmektedir. Likopen kalsiyum ve D vitaminiyle oluşan kemik güçlenmesini daha çok artırmakta, kemik yıkımını yavaşlatıp geciktirmektedir.
• Likopenin meme kanseri olasılığını azaltıcı özelliğe sahip olduğu belirtiliyor. Meme dokusundaki likopen artışının meme kanserine yönelik ciddi bir koruma  sağlayabileceği yapılan araştırma tespitleridir. Yağ açısından zengin bütün dokular gibi meme dokusu da likopenin yoğun depolandığı bölgelerdendir. Yine likopenin rahim ağzı ve rahim kanserine yönelik de koruma sağlayabileceği ifade ediliyor.
• Haftada beş porsiyon domates veya domates ürünü yenilmesi prostat kanseri olasılığını önemli ölçüde düşürmektedir.
• ABD Wayne State Üniversitesi Karmanos Kanser Merkezi bilimadamlarından Prof. Ömer Küçük, prostat kanseri olan 15 hastaya 3 hafta boyunca, günde 30 miligram likopen vermiş ve süre sonunda hastaların tümörlerinde küçülme ve PSA düzeyinde azalma olduğu tespit edilmiştir. Araştırmalar olumlu sonuçlanırsa sebze ve meyvelerdeki kimyasalların tablet şeklinde kullanılabileceğini belirten Prof. Dr. Küçük, günde 5 mg likopen alımının kansere karşı koruma sağlayacağını ancak bu miktarı alabilmek için günde 1 kilo domatesin tüketilmesi gerektiğini belirtmiştir.
• Likopen yağlı cilt dokusunda birikebilen güçlü bir antioksidandır. Likopenin cilt dokusundaki yoğunluğu fazlalaştıkça güneş ışıklarının sebep olabileceği serbest radikal bazlı hasarlar ve cilt yaşlanması da azalmaktadır.
• Tip 2 diyabet hastalarında domates suyunun kullanılmasıyla plazma likopen seviyesinde gözlenen belirgin artışa bağlı olarak kötü huylu kolesterolün oksitlenerek damarlar için zararlı ürünlere dönüşümü belirgin bir biçimde azaltılabildiği görülmüştür.
• Domates ve domates ürünlerindeki likopen kan basıncını düşürücü etkiye sahiptir.
• İtalya’da yapılan bir araştırmaya göre günde bir bardak domates suyu, inflamasyonun en önemli markerlarından olan TNF alfa’nın bir ayda %35 oranında azalmasını sağlamıştır.
• Yapılan bir araştırma likopenin kadınlarda şiddetli karın ağrısının nedenlerinden endometriyozisin tedavisinde kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Amerikadaki Wayne Eyalet Üniversitesinden araştırmacılar likopenin endometriyoziste görülebilen normal dışı doku yapışmasına neden olan proteinleri engelleyebildiğini belirlediler.
• Likopen, hücreleri serbest radikal hasarından korumasının yanında, hücreler arasındaki bağları kuvvetlendirmekte ve hücre metabolizmasını geliştirmektedir.
• Bazı göz hastalıklarının meydana gelişinde oksidatif hasarın etkili olması, bu rahatsızlıkların önlenmesi ve tedavisinde likopenin yararlı olabileceğini düşündürtmektedir. Yapılan bir araştırmada şeker hastası farelerde likopenin katarakt gelişmesini engellemede olumlu etkiye sahip olduğu görülmüştür.
• Daha çok likopen almak için  ketçap, domates suyu, domates sosu, ve diğer domates ürünleri kullanılabilir. Domatesin dışında domates salçası, ketçap, domates sosu, domates püresi gibi domates ürünlerinde de  likopen yüksek miktarda yeralır.
• Likopenin sıcaklığa dayanıklı olup olmadığına yönelik yapılan araştırmalara göre likopenin kimyevî yapısı sıcaklıkta bozulmamaktadır.
• Uzmanlara göre domates piştikçe likopen artmakta ve  zeytinyağı ile beraber yendiği takdirde vücut tarafından daha kolay özümsenmekte.


Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanım halinde yasal haklar talep edilecektir : http://www.beslenmedestegi.com/dogal-urun/likopen-nedir#ixzz1cLjeBuEx
Omega 3 Faydaları Nelerdir? Birçok araştırmalara konu olan omega 3 yağ asitleri beden tarafından bütün hücrelerin temel yapı taşı olarak kullanılan temel bir yağ asididir. Bu grupta bulunan yağ asitleri DHA, EPA ve ALA’dır.
EPA, daha çok yetişkinlerde kardiyovasküler sorunların önlenmesinde; DHA ise görme fonksiyonlarında, büyüme ve beyin gelişiminde etkili olmaktadır.

Omega 3 Faydaları

•Omega 3 sağlıklı nöral yolları oluşturmak için temel teşkil eder.
•Depresyonun engellenmesi ve depresyon tedavisinde işleve sahiptir. Depresyonda olan kişilerde omega 3 ün düşük olduğu gözlenlenmiştir. Yetersiz Omega 3 alımının depresyon, ankisiyete ve psikolojik proplemlere neden olur.
• Beynin yaklaşık %60′ı yağdan oluşur. Bu yağların yüzde 20-30′unu ise DHA oluşturur. DHA, hücre zarının oluşumundan ve fonksiyonlarından sorumludur. Sadece beynin gelişim döneminde değil, tüm hayat boyunca nöronlar arasındaki bağlantıların devamlılığında etkilidir.
• Yetişkin bir insanın beyinde 20 gr DHA olması gerekir. DHA seviyesinin düşük olması  seratonin düzeyinin de azalmasına yol açarak depresyona neden olur. Vücudun kalp ve hücre yapısını koruyan ve hormon benzeri bir madde olan prostoglandinlerin üretimi için EPA’ya ihtiyaç vardır.
•Amerika’da yapılan bir çalışmada intihar eğilimi ve ağır depresyonu olan kişilerden bir bölümüne omega 3,  diğer gruba ise plasebo verilmiştir. Ancak omega 3 verilen hastalarda oldukça belirgin bir iyileşme görülünce diğer grubun da bundan faydalanması için araştırma sona ermeden durdurulmuştur.
• Son çalışmalar, Omega 3′ün BDNF denilen ve beyinde salgılanmasıyla antidepresan etki gösteren maddenin etkinliğini artırdığını göstermiştir.
• Bazı ön çalışmalar Omega3′ün şizofreni, disleksi, otizm, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu gibi birçok hastalıkta yararlı olabileceğini gösteriyor.
• Imperial College London’dan nöropsikiyatrist Basanti Puri’nin yayımladığı bir çalışmada, şizofreni ve Huntington hastalığı teşhisi konulan kişilere EPA ya da plasebo tedavisi uygulamasından önce ve sonra MRI taramaları yapılmış ve 6 ay sonra plasebo grubundakilerin beyin dokusu kaybı belirginleşirken, EPA verilen kişilerde ise gri ve beyaz madde oranında büyük bir artış olduğu saptanmıştır. Çalışmanın sonunda beynin bu yağ asitlerini kullanarak, kütlesini artırdığı değerlendirmesi yapılmıştır.
• Bir araştırmada halisünasyon gören şizofreni hastalarına altı ay boyunca günlük doz olarak 2 gr EPA verilmiş ve belirtilerde %85 düzeyinde  azalma olduğu tespit edilmiştir.
• Kromozomların ucunda bulunan yapılar olan telomerler, kromozomların kendini eşlemesinde ve dengesinde görev alırlar. Telomerler ne kadar çabuk kısalırsa ölüm riski de o denli artmaktadır. Journal of American Medical Association’da yayınlanan 6 yıllık bir araştırma sonucuna göre, telomer kısalması kandaki omega–3 yağ asidi miktarıyla ters orantılıdır.
Omega-3 kullanımı büyüme devresindeki çocuklarda öğrenme yeteneğini artırır.
•Kalp damar sorunları için koruyucudur. Kanı inceltici ve kan basıncını düşürücü etkisi vardır.
•Bir çalışmada cevizdeki omega 3 ile somon balığındaki omega-3′ün serum lipit değerleri üzerindeki etkileri karşılaştırılmıştır. Araştırma sonunda cevizin toplam kolesterolü ve kötü kolesterolü düşürmede, balığın ise iyi kolesterolü yükseltip trigliseritleri düşürmede etkili olduğu gözlemlenmiştir.
•Avrupa ülkelerinde trigliseridi düşürmek için kullanılan ilaçların yerine kapsül biçimindeki omega-3 için lisans alınmıştır. Amerikan Kalp Birliği, balık yağlarında yer alan EPA ve DHA’nın; kalp ritmi bozukluğunu düzenlediğini, ani kalp krizi riskini azalttığını, plazma trigliserid seviyesini düşürdüğünü ve günde 850 miligram ile 2.9 gram arasında balık yağı tüketiminin kalp rahatsızlıklarına karşı önemli etkiler sağladığını açıklamıştır.
•Bebeklerin ve çocukların gelişimi için önemlidir. Bebeklerin merkezi sinir sistemini ve bedensel gelişimi için önem taşır.
•Gebelerin ve emziren kadınların bebeklerinin beyin gelişimlerini artırmakları için omega 3 tüketmeleri önerilmektedir.
•Hiperaktif çocukların dikkat eksikliğinden doğan öğrenme sorunlarının giderilmesinde etkinliği vardır. Araştırmalar kanlarında Omega-3 yağ asitleri düşük olan çocukların davranış, öğrenim ve sağlık sorunları olduğunu göstermektedir. Önceden davranış bozukluğu sorunu olan 6 ila 12 yaş arasındaki çocuklar üzerinde yapılan incelemelerde, Omega-3 yağ asidi düzeyi düşük olan 53 çocuğun yaklaşık % 40′ında hiperaktif düzensizliğe bağlı dikkat eksikliğinin olduğu saptanmıştır.
• Avustralya’da yapılan bir araştırmaya göre Omega-3, astım sorunlarıyla karşılaşma riski olan çocuklar için yararlı olmaktadır. Doğumundan itibaren doktor kontrolünde verilen ve ileriki yıllarda astım riski bulunan 600 çocuk üzerinde yapılan araştırmaya göre Omega yağ asitleri astım riskini %50-60 arasında düşürmektedir.
• Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, omega-3 yaşa bağlı makula dejenerasyonu hastalığına yakalanma riskini %42 azaltmaktadır.
• Journal of the American Medical Association dergisinde yayımlanan araştırmaya göre omega-3 yağ asitleri gençlerde, insülin üreten pankreas hücrelerinin tahribine neden olan tip 1 diyabet riskini azaltmaktadır. Araştırmada 1770 tip 1 diyabet hastası çocuk 6 yıldan fazla bir süre izlenmiştir. Bu süre içinde çocukların insülin üreten pankreas hücrelerinin gelişimi, 1 yaşından itibaren verilen omega-3  tüketimiyle bağlantılı olarak gözlemlenmiş ve süre sonunda, düzenli olarak omega-3 tüketiminin genetik eğilimi bulunan çocuklarda, tip 1 diyabetin gelişme riskini %55 oranında azalttığı görülmüştür.
•Yapılan birçok çalışmada omega3 ‘ün prostat, meme, pankreas ve kalınbağırsak kanserlerinin gelişme olasılığını azalttığı ve kanser hücrelerini öldürdüğü tespit edilmiştir.
• Amerika’daki Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezince yapılan araştırmaya göre, omega-3 meme kanserine yakalanma riskini %32 oranında azaltmaktadır.
• Romatoid artrit ve benzeri iltihaplı romatizma hastalıklarında tedaviye omega 3 eklenmesi, ağrılı atakların sayısını ve şiddetini azaltmaya yardımcı olur. Araştırmalar, omega-3′ün eklemlerindeki ağrı, şişlik ve yorgunluğu önemli ölçüde azalttığını göstermektedir. EPA ve DHA vücudda inflamasyon azaltıcı etkilere sahip olan prostaglandin denilen bileşiklere ayrılarak artirit kaynaklı ağrıların hafiflemesine yardımcı olurlar.
• Bilim adamları yenilen besinlerde omega-3 oranı azaldığı zaman, beynin bu eksikliği omega-6 ile kapattığını düşünüyorlar. Omega-6  zarların fiziksel özelliklerini değiştiren bir yağdır. Omega-6’lar, karbon zincirinde omega-3’lere göre daha az sayıda çift-bağ içerir. Nöron zarı yüksek oranda omega-6 içerdiği zaman, reseptörler kolayca şekil değiştiremezler ve sinyallere daha az tepki verirler.
Omega 3 Ne Kadar Alınmalı? Günlük omega 3 kullanımı için tavsiye edilen miktar 1-3 gramdır.
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi omega-3 yağ asitlerinin kapsül biçimindeki güvenli dozunun 3 grama kadar olduğunu belirtmiştir.
Avrupa Gıda Güvenliği Bilirkişiler Kurulu’nun (EFSA) DHA/EPA ürünleriyle ilgili kullanım önerileri;
Erişkinlerde kan trigliserit değerlerini düzenleyici etkisi için günde 2 gram DHA, göz sağlığının korunmasına yardımcı olunması için günde 250 miligram DHA, kalp işlevlerini destekleyici etki içinse günde 250 miligram EPA/DHA karışımı.
Uyarı! Kan sulandırıcı ilaç alanlar doktora danışmadan kullanmamalıdır. Herhangi bir ameliyat söz konusu ise bu tür ürünlerin kullanımına 2 hafta önceden son verilmiş olmalıdır.

Omega 3 Besinler

• Vücudumuz 0mega 3′ü üretemediği için dışardan besinler yoluyla alınması lazımdır.
• Soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar ve keten tohumu, ceviz, semizotu omega 3 bulunan yiyecekler arasındadır.
• Somon, uskumru, ringa, sardalye, alabalık ve taze ton balığı omega 3 açısından zengin balıklar arasındadır.
• Civa, kurşun ve diğer ağır metaller ile kirletilmemiş balıktan elde edilen farmasötik kalitede EPA ve DHA karışımı omega 3 kapsülleri kullanılmalıdır.
• Balık ne kadar büyük ve uzun ömürlüyse o kadar cıva içerme olasılığı artar. Köpek balığı ve kılıç balığı buna örnek olarak gösterilebilir.
• Keten tohumu ise öğütüldükten sonra 24 saat içerisinde yenmesi gerekir.
• Omega-3 yağ asitlerinin hepsi aynı derecede yararlı değildir. EPA ve DHA adıyla bilinen uzun zincirli yağ asitlerinin tümü balık yağlarında yer alır. Bazı margarinlerin içerisinde omega-3 olduğu yazsa da uzun zincirli yağ asitleri içermedikleri için aynı faydayı göstermezler.

HS – Omega 3 Index Testi – Vücudumda Ne Kadar Omega 3 Var?

• HS-Omega 3 indeks testi ile vücutta gerekli oranda Omega 3 olup olmadığının anlaşılabilir. Bu test kırmızı kan hücreleri zarındaki Omega 3 yağ asitlerinin oranını tespit ediyor. Normal değer 8 – 11 arasındadır.
• Test sonunda değer az çıkmışsa bunun yüksek ani kardiyak ölüm riskini işaret ettiği belirtiliyor. Değer normal aralıkta çıkmışsa kalp krizinden ani ölüm riskinin büyük oranda azalacağı ifade ediliyor. Normal aralıktan yüksek çıkmışsa bu da kanama riskini göstermektedir.
• Eğer omega 3 seviyesi düşük çıkmışsa yaklaşık 4 ay boyunca omega 3 içeren balıkların tüketilmesi veya omega 3 takviyelerinin alımından sonra yapılacak yeni testle vücutta istenilen oranda omega 3ün oluşup oluşmadığı ya da kullanılan ürünlerin işe yarayıp yaramadığının kontrol edilebileceği belirtiliyor.
• Yeni geliştirilen bir test olan HS – Omega – 3 Index Avrupa ve Amerika’da ruhsatlanmış tek testtir. Maliyeti ise yaklaşık 300 dolar.
• Test için olumlu konuşan doktorlar olmakla birlikte testin herhangi bir faydasının olmayacağını söyleyenler de bulunuyor.

Omega 3 Zararları

Eğer dikkat etmezseniz, omega3 balık yağları size yarardan çok zarar getirebilir. Bu yüzden zararlı kimyasallar olmadan, tükettiğiniz balık yağından tümüyle yararlanmak için saflaştırılmış ürünleri kullanmalısınız.
Kullandığım omega3 balık yağı kapsülünün uygun olduğunu nasıl anlayacağım?
Bu soruya verilebilecek en iyi yanıt almak istediğiniz ürünün Analiz Sertifikasını kontrol etmenizdir. İtibarlı satıcılar memnuniyetle size belgelerini sunacaklardır.
Orijinallik Sertifikasında (CoA) iki önemli bilgiye ulaşırsınız.  İlki, ürünün gerçekten söylediği içeriklere sahip olup olmadığıdır. Omega3, EPA ve DHA miktarları içerikte yazıldığı miktarlarda olmalıdır. İkincisi ise, içeriğindeki cıva ve diğer minerallerin miktarlarının insan tüketimi için güvenli olup olmadığıdır.

Moleküler Damıtım Nedir?

Moleküler damıtım vakumlama sistemiyle yapılan saflaştırma metodudur. Aslında vitaminleri saflaştırmakta uygulanan standart bir endüstriyel yöntemdir. İçerikteki metalleri, PCBleri ve diğer zararlı toksinleri etkili olarak ayıran, insan kullanımına uygun hale getiren tek yoldur.
Bu yöntem oldukça pahalı bir saflaştırma yöntemidir. Gerekli ekipman ve koşullar pahalı ve zordur. Tüm balık yağı takviyesi üreticilerinin moleküler damıtım yoluyla üretim yapmaları mümkün değildir.
Gerçekte, bu üreticiler sadece basit bir filtreleme sistemiyle üretim yaparlar. Bu hafif filtrelemeden sonra, balık yağı kapsüle edilir ve şişelenir. Basit bir filtreleme yöntemi açıkçası toksinlerin tümünü atmada başarılı değildir. Umarız bu üreticilerin kaynakları fazla kirletici atığa maruz kalmamıştır. Ama biz sadece umabiliriz. Esas soru: Sağlığınızı bu ucuz balık yağı kapsülleriyle tehlikeye atıp atmayacağınızdır.
Kaliteli balık yağları endüstriyel standart belgeleri taşıyan ürünlerdir. Saf ve güvenlidirler. Buna rağmen balık yağlarıyla ilgili resmi bir belge de yoktur. USP balık yağları için belli bir standart belirlememiştir. Bunun yerine IFOS ve CRN gibi özel ticari standartlar mevcuttur. Balık yağı üreticileri kendi saflık derecelerini tayin eden genellikle bağımsız standartlar ve sertifikalara sahiptir. Bu yüzden ürünü seçerken, standartlarının ne denli yüksek olduğuna bakın ve karşılaştırın.
Aldığım balık yağının, üreticisinin söylediği standartlara sahip olduğuna nasıl emin olabilirim?
Balık yağını almadan önce analiz sertifikasına göz atmalısınız. Tanınmış balık yağı üreticileri sertifikalarını sunmaya hazırdır. Bu konu oldukça önemlidir. Sertifikanın içeriğinde kalitesi ve saflığı ile ilgili bilgi olmalıdır. İçerdiği yağ asidi oranı, varolan başka bileşiklerin adları ve miktarları ve aynı zamanda, içerdiği ağır metallere ait bilgiler de olmalıdır. Kendi güvenliğiniz için içeriğindeki ağır metallerin insan kullanımına uygun olup olmadığını bilmelisiniz.
Enterik Kaplı Balık Yağı mı Seçmeliyim?
Bir çok üreticinin ifadesinin tersine, böyle bir gereklilik yoktur. Enterik kaplı ürünlerin daha yararlı olduğuna dair bir kanıt ya da uzun dönem güvenliliği ispatlayan bir çalışma mevcut değildir. Bazı firmalar, yalnızca ürünün eskiliğini gizlemek adına kullanabilirler. Daha tanınmış balık yağı ürünlerinde ise su bazlı kaplamalar kullanılmaktadır, pahalıdır ama % 100 güvenlidir.

Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanım halinde yasal haklar talep edilecektir :
http://www.beslenmedestegi.com/dogal-urun/omega-3-faydalari#ixzz1cLkVDmcH

12 Ekim 2011 Çarşamba

YANIKLARA İLK MÜDAHALE

YUMURTA AKI....

Hiçbir zaman bunu kullanmak gerekmeyeceği düşünülür, ama gerektiğinde...
Yumurta akı kullanılarak yanıklar basit ve etkin biçimde tedavi edilebilir.

Bu yöntem itfaiyecilerin eğitimi sırasında ders olarak verilmiştir.

Bir yanık meydana geldiğinde, kapsadığı alan ne olursa olsun ilk yardım, etkilenen alanı sıcaklık azalıncaya ve deri tabakalarını yakmayı bırakıncaya kadar soğuk suyun altına tutmak ve sonrasında bu bölgeye yumurta akı uygulamaktan oluşmaktadır.

Bir kimsenin elinin büyük bir kısmı kaynar su ile yandığında, duyduğu büyük acıya rağmen elini soğuk su musluğunun altına tutmuş ve sonrasında 2 yumurta kırmış, aklarını ayırmış ve çırpmış ve elini içine daldırmıştır.

Eli o denli yanmış durumdadır ki yumurta akı uygulanır uygulanmaz derisi kurumuş ve yumurta akı bir film tabakası oluşturmuştur.

Daha sonra bu kişi yumurta akının doğal bir kollajen (bir tür albüminoid) olduğunu öğrenmiş ve en az bir saat boyunca eline tabaka üzerine tabaka gelecek şekilde yumurta akı uygulamıştır. Öğleden sonra hiçbir acı duymaz olmuştur. Ertesi sabah yanık bölgesinde nerdeyse belirsiz bir kırmızımsı leke kalmıştır. Elinde sürekli ve feci görünüşlü bir yara izi kalacağını düşünürken 10 gün sonra geride hiçbir yanık izi kalmamış ve hatta deri eski normal rengine yeniden kavuşmuştur!

Yanan bölge yumurta akında mevcut ve aslında vitamin dolu bir plasenta (etene) olan kollajen sayesinde tamamen yenilenmiştir.

4 Ekim 2011 Salı

Evdeki dostunuz limon!


Muhteşem kokusu ve binbir faydası bulunan limon sadece sağlığımız için değil, evimizin her alanında kullanılabilecek bir meyvedir.

Binlerce yıldır yetiştirilen limon ilk olarak Arap literatüründe görülmektedir. Ancak ilk olarak Hindistan'da yetiştirildiği bilinmektedir.

1. Karınca yuvalarına damlatılan bir kaç damla limon suyunun sorunu çözdüğü bilinmektedir.

2. Bir limonun yarısını buzdolabında saklarsanız, kötü kokulara karşı etkisini görebilirsiniz.

3. Mikrodalga fırının temizliği limonla daha kolaydır. Bir kase suyun içine dilimlenmiş limonları mikrodalgada ısıttıktan sonra içindeki lekelerin kolayca çıkacağını göreceksiniz.

4. Çelik ya da bakır yüzeylere yarım limonu sürüp durulayın. Bu sayede kolayca temizlenir.

5. Yarım limonu lavaboları temizlemek için kullanabilirsiniz.

6.Çamaşırları beyazlatmak için son durulama suyuna yarım fincan limon suyu ekleyin.

7. bulaşıkları yıkarken bir çay kaşığı limon suyu eklerseniz yağlar kolayca çözünecektir.

8.Boruları temizlemek için de limon kullanabilirsiniz. Sıcak limon suyu ve karbonatı borulara döktüğünüzde tıkanmış lavaboların açıldığını göreceksiniz.

9.Cam silerken de limon suyu kullanabilirsiniz. Ölçüsü bir kova suya 4 yemek kaşığı limon suyu şeklindedir.

10. Mobilyalarınızı 2 kaşık zeytinyağı ve 1 parça limonla karıştırarak parlatabilirsiniz.

11.Saçlarınız parlasın istiyorsanız limon suyu sürün ve güneşin altında 1 saat kadar oturun.

12. Yaralanmalar ve kesiklerde de limon oldukça etkilidir. Bir damla limon suyu kanayan ufak yaraların kolayca kapanmasını sağlayacaktır.

13. Ellerinize sinen soğan, sarımsak ve balık kokusunun en büyük düşmanı limondur. İşinizi bitirdikten sonra yarım limonu ellerinize sürün.Beyazladığını ve kokudan kurtulduğunuzu göreceksiniz.