Bu Blogda Ara

31 Ekim 2011 Pazartesi

DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİNDE BESLENME

Demir Yetersizliği Anemisi Geliştiğinde Ne Gibi Sağlık Problemleri Görülür ?

• Demir yetersizliğinde bebek ve çocuklarda zeka gelişimi ve koordinasyon bozulur, dikkat ve algılama azalır, büyümede gerilik görülür, enfeksiyonlara duyarlılık artar, tırnak, deri ve mukoza değişiklikleri ortaya çıkar. Gebelerde morbidite ve mortalite, bebek ölümleri oranı, düşük doğum ağırlıklı bebek dünyaya getirme ve enfeksiyonlara yakalanma riski artar, bağışıklık sistemi bozulur, buz ve toprak yeme davranışları görülür. Demir yetersizliği anemisi olan bireylerde hava kirliliğine bağlı kurşun zehirlenmelerine duyarlılık artmaktadır.

Demir Yetersizliği Anemisine Neden Olan Beslenme Davranışları Nelerdir ?

• Özellikle 0-2 yaş arasındaki bebeklerin süt tüketimlerinin fazla olması ve ek gıdalara başlama döneminde demirden zengin yumurta, et, pekmez ve kurubaklagillerin geç başlanması veya hiç verilmemesi demir yetmezliği anemisine neden olmaktadır.
• Çay ve kahve tüketimi demir emilimini azalttığı için tüketilmemelidir. Eğer tüketilmek isteniyorsa yemeklerden 45 dakika sonra açık olarak tüketilebilir.
• Diyetle fazla miktarda kalsiyum alınması ( özellikle süt ve ürünlerinin tüketilmesi ), etlerin kavrularak ve fırında fazla pişirilmesi, nitrat ve nitritin kullanıldığı sosis, salam ve birçok hazır besinin tüketimi alınan demirin biyoyararlılığını azaltır.


Hangi Besinler Demirden Zengindir ?

• Proteinden zengin besinler özellikle sırasıyla sakatatlar, dana eti, koyun eti ve tavuk eti hem demirden zengin besinlerdir hem de içerdikleri demir emilimi yüksektir.
• Etlerden başka iyi pişmiş olan kurubaklagiller, soya fasulyesi, yumurta, kuru meyveler

( özellikle kuru üzüm, kuru kayısı ), pekmez, yeşil sebzeler ( ıspanak ), fındık, fıstık, susam, tahin gibi yiyecekler demirden zengindir.


Beslenmemizde Nelere Dikkat Edersek Daha Çok Demir Emilimini Artırmış Oluruz ?

• C vitamini demir emilimini artırdığı için demirden zengin olan besinlerle C vitamini birlikte tüketilmelidir. Yumurtanın portakal suyu veya domatesle birlikte tüketilmesi , köftenin salata ile tüketilmesi örnek olarak verilebilir.

Beslenmemizde Nelere Dikkat Edersek Daha Çok Demir Emilimini Artırmış Oluruz ?

• Hayvansal ve bitkisel kaynaklı normal bir beslenmeyle alınan demirin % 10’ u emilebilmektedir.Hayvansal besinlerin sınırlı tüketiminde diyette C vitamini diğer besinlerle birlikte alınmalıdır. Et ve benzeri yiyeceklerin satın alınamadığı zaman yumurta, kurubaklagiller, kuru meyveler, pekmez, tahin ve yeşil sebzeler daha çok diyette yer almalıdır. Ağırlıklı olarak hayvansal kaynaklı besinler tüketildiğinde günlük alınan demirin % 15-30’ u emilebilmektedir. Ülkemizde demir yetmezliği anemisinin çok fazla görülmesinin nedenlerinin başında et tüketiminin az olması ve ete alternatif olan yiyeceklerin tüketilmemesi gelmektedir.
• Posa miktarı yüksek olan besinlerin fazla miktarda tüketimi demirin vücuttan atımını

hızlandırdığı için posayla birlikte C vitamini alındığında posanın etkisini azaltır.

• Mayalı ekmek tüketimi demirin emilimini artırdığı için tüketilmelidir. Mayasız ekmek olarak bilinen yufka veya lavaş ekmeği demir emilimini azaltır. Ayrıca kurubaklagillerin iyi pişirilmemesi ve kepekli ekmeğin veya esmer undan yapılan köy ekmeğinin tüketimi de demirin yeterli bir şekilde emilememesini sağlar.
• Aliminyum, paslanmaz çelik ve teneke de demir emilimini azaltır. Konserve kutusu açıldıktan sonra beklerken besin içinde teneke miktarı arttığından demir emilimi azalmaktadır.
• Temiz su kullanılmalı, aşılama programlarına uyulmalı, gelişigüzel fazla miktarda aspirin kullanılmamalı.
• Temizliğe dikkat edilmeli, enfeksiyon ve paraziter hastalıklar kontrol altına alınmalı.

Besinlerdeki Demir Emilimi Ne Kadardır ?

• Karaciğer gibi sakatatlardaki demirin %30’ u ,

• Dana ve koyun etindeki demirin % 25’ i,

• Tavuk ve balıktaki demirin % 20’ si,

• Yumurtadaki demirin % 15’i,

• Kurubaklagillerdeki demirin % 20’ si,

• Yeşil sebzelerdeki demirin % 8’ i,

• Tahıllardaki demirin % 4’ü emilir.

Yaşlara Göre Demir Gereksinimi Ne KADARDIR ?

• 0-4 ay bebeklerin günlük demir gereksinimi 5 mg ‘dir. Sadece anne sütü ile beslenmeyle karşılanabilir.
• 5-12 ay arasındaki bebeklerin günlük demir gereksinimi 10 mg’ dır.

Anne sütünün yanında ek gıdalara başlarken ilk olarak anne sütüne en yakın besin olan taze mayalanmış yoğurtla başlanmalıdır. Daha sonra alerji riski olmayan taze sıkılmış elma veya şeftali suyu verilebilir. Yayla, tarhana ve sebze çorbalarına başlanabilir. Bir ay sonra mercimek çorbası
da verilmelidir. Kahvaltı için allerji riski olmayan ve demirden zengin olan üzüm pekmezi ve yumurta sarısına başlanabilir. 6. aydan itibaren çorbaların içinde yine demirden zengin olan yağsız dana kıyması ve tam yumurta verilmelidir.8. aydan itibaren başlanan ek gıdalara ve anne sütüne ek olarak karaciğer ve kurubaklagil ( kuru fasulye, nohut, mercimek ve barbunya ) pürelerine başlanmalıdır.
• 1-12 yaş arasındaki çocukların günlük demir gereksinimi 10 mg’ dır.

• 13-16 yaş arasındaki erkek çocukların demir gereksinimi 18 mg’ dır. Bu dönemdeki erkeklerde hızlı büyüme demir ihtiyacını artırmıştır.
• 13-16 yaş arasındaki kız çocukların günlük demir gereksinimi 24 mg’ dır. Kızların menstruasyonla demir kayıplarının olması ve büyüme için demir gereksiniminin artması sonucunda demir yetersizliği anemisi sıklıkla ortaya çıkmaktadır.
• Normal erişkin bir kadın 28 mg demir tüketmesi gerekirken ;

• Gebeler için 28+20 mg = 48 mg,

• Emzikli kadın için 28+5 mg = 33 mg demir tüketmeleri önerilmelidir.

Gebelik ve emziklilik döneminde sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenilmesi hem kadının gebelik ve emzirmeyle kaybettiği besin öğelerini karşılamak ve anne sağlığını korumak, hem de bebeğin anne karnında ve emzirme döneminde anne sütü ile yeterli ve dengeli beslenmesi sağlanmış olunur.
………… mg Demir içeren ……………. Kalorilik Örnek Beslenme

Süt veya yoğurt …………. gr (200 cc 0.2 mg Fe)

Et ………….. gr ( 30 gr 0.9 mg Fe )

Kurubaklagiller …………..kaşık ( 2 yemek kaşığı 1.3 mg Fe)

Yumurta ………….. adet ( 1 adet 1.1 mg Fe )

Peynir ………….. gr ( 30 gr 0.2 mg Fe )

Pekmez …………. gr ( 10 gr 1 mg Fe )

Kuru Kayısı ………….. adet ( 3 adet 1.4 mg Fe )

Sebze …………. yemek kaşığı ( 2 yemek kaşığı 1.6 mg Fe )

Portakal …………. adet ( 1 orta boy 0.4 mg Fe ) ……………………………meyve

Ekmek (pilav, makarna) ………. …dilim ( 1 ince dilim 0.2 mg Fe ) …………………………….yağ

DİYET UZMANI
Hazırlayan AD/BD/Birim : Beslenme ve Diyet Birimi
http://sakur.uludag.edu.tr/dosya/FR-HYE-04-719-40.pdf

LİMON SUYU VE SARIMSAK MUCİZESİ




Özellikle Rus doktorların tavsiye ettiği kalp ve damar hastalıkları reçetesi mucizevi sonuçlar veriyor. Bitkilerle doğal tedavi yöntemine son derece önem veren Rus tıp dünyası, bu formülü yüzlerce yıldır kullanıyor ve son derece başarılı sonuçlar elde ediyor. Limon suyu ve sarımsakla yapılan karışım, damar sertlikleri, damar yağlanması, damar tıkanıklıkları ve tansiyon gibi sorunları kalıcı olarak ortadan kaldırıyor.


Türkiye'deki bazı doktorlar da hastalarına bu formülü öneriyor.

EVİNİZDE KENDİNİZ YAPABİLİRSİNİZ


- 2 Litre hiç su katılmamış sıkılmış limon suyu

- 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak (Mümkünse Anadolu'da yetiştirilmiş ithal olmayan sarımsaklardan)


- Ağzı sıkı kapanan koyu renkli bir kavanoz (2 litrelik pet şişeler de kullanılabilir)



HAZIRLANIŞI


2 Litrelik kavanoz ya da pet şişeyi dolduracak kadar limon satın alın. Limonların suyunu iyice sıkıp şişeye doldurun. Soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp şişenin kapağını sıkıca kapatın. 25 gün boyunca normal ılık bir yerde tutun ve her gün birkaç kez çalkalayın. Yaklaşık 25 gün sonra sarımsakların limon suyunun içinde eridiğini göreceksiniz.


25 gün sonra hazır hale gelen karışımdan her sabah kahvaltıdan yarım saat önce yarım çay bardağı için. Bunu hergün düzenli olarak ve mümkünse aynı saatte yapın. Bu karışımın içine asla başka bir madde (şeker, tuz, tatlandırıcı vs. katmayın)


YÜZDE 100 KANITLANMIŞ FAYDALARI


1- Tüm damar iltihaplarını (vasküler) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu

önlüyor.


2- Kolesterol ve lipidi düşürüyor, zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor.), vücuttaki şeker oranını dengeliyor, pankreasin yenilemesini sağlıyor.


3- Böbrek ve safra taşlarını eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki şişkinliği yok ediyor ve dokularda ödem oluşmasını engelliyor.


4- Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini
yapıyor.

5- Tüm romatizmal iltihabi önleyor, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem yüzeylerinin

yenilenmesini sağlıyor ve her türlü ağrıyı kesiyor.


6- Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerini yeniliyor, sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor, felç ve inme riskini azaltıyor.


7- Vücudun bağışıklık sistemini son derece mükemmel hale getiriyor ve her türlü alerjiyi, özellikle de damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden engelliyor. Kanser oluşumlarına karşı tüm vücudu koruyor.

Gençlik Hapı Bulundu ! içeriğini inceliyelim.

Gençlik hapı bulundu!
İngiliz bilim adamları pahalı anti-aging kremlerin benzeri işlev gören bir gençlik hapı üretti.

İlacın üreticileri bu ürünün göz etrafında görülen kaz ayağı kırışıklıklarını 1/3 oranında azaltacağına inanıyor.
Hap, cildin en derin katmanlarına etki ediyor. İlaç 480 kadın üzerinde test edildi. 2 haftalık periyod süresince göz etrafındaki kırışıklıkların %30 oranında azaldığı gözlemlendi. Gençlik hapının günde 3 kez alınması gerekiyor. İçeriğinde besin maddeleri, C ve E vitamini, izoflavonlar, likopen ve omega-3 bulunuyor. Bilim adamlarına göre, bu içerik maddeleri yaşlanmayla ilgili olan genetik faktörleri etkiliyor.

İlacı bulanlardan biri olan Dr. John Casey, bu hapın östrojen ve kolajen üreten genleri harekete geçirdiğini iddia ediyor. Bu ilaç tıp tarihinde gerçekten nefes kesici bir buluş olabilir. Kadınların güzelliğini korumaya yardımcı olacak yeni bir yöntem pek çok kişiyi bıçak altına yatırmaktan kurtaracağı öngörülüyor.
Kaynak : Milliyet (10:18 | 31 Ekim 2011)
Flavonoidler (İzoflavonlar): Tüm narenciyelerde, üzüm çekirdeğinde, kırmızı şarapta, yeşil çayda, elmada, soya fasulyesinde ve soğanda bulunan övmekle bitiremediğimiz en önemli madde flavonoid’dir. Şu an bilinen 4000 çeşit flavonoid var. Bunlar vücut direncini artırır, hastalıklardan korunmamızı ve onlarla baş etmemizi sağlarlar. Vücudumuzdaki iltihaplanmayı önleyen, alerjileri azaltan, kan damarlarını güçlendiren muhteşem antioksidanlardır. Ateşli hastalıklarda ve menapozdaki ateş basmalarında çok rahatlatırlar.

Nelerde Likopen bulunur?
İnsan vucudu likopen üretemez fakat besinlerde hazır olarak bulunur. Tropikal meyvelerde, karpuzda, kırmızı greyfurtta bulunur. Ancak likopenin %85’i domates ve domates ürünlerinde bulunur. Sırasıyla domates salçası, ketçap, domates suyu likopence zengindirler. Araştırmalar göstermiştirki kan sistemimiz  likopeni en iyi şekilde işlenmiş domatesten (salça, ketçap v.b.) absorve etmektedir.
·        Likopence Zengin Olan Sebze ve Meyveler
Ürün
Likopen  (mg /100 g)
Domates Salçası
85
Domates Ketçabı
15.9
Domates suyu
9.5
Domates sosu
14.1
Karpuz
4.0
Pembe Grayfurt
4.0
Taze domates
3.0
·         *Likopen oranı iklim şartları, toprak yapısı ve domates çeşidine göre değişiklik göstermektedir.

Likopen Nedir?

Likopen Nedir? Karotenoid ailesinin bir üyesi olan likopen güçlü bir antioksidandır. Likopen domates karpuz, pempe greyfurt gibi besinlerde yer alıyor. Domates en güçlü antioksidan karotenoitlerden biri olan likopen`in başlıca kaynaklarındandır.
Likopen insan vücudunda üretilmediği için besinlerle veya takviye olarak almak gerekir.
Likopenin Faydaları Nelerdir?
• Beta karotenle aynı grupta yer alan bir biyoflavonoid olan likopen, bütün karotenler arasında antioksidan kapasitesi en yüksek olanıdır.
• Yapılan araştırmalar yüksek likopen alımının kardiovasküler sağlığa olan olumlu etkilerini göstermektedir.
Journal of Nutrition adlı dergide yayınlanan bir araştırma sonucuna göre likopen bakımından zengin domates ürünlerinin yüksek oranda tüketilmesi kadınlarda kalp ve damar sağlığını koruyucu etki göstermektedir.
• Likopenin kolesterol yapımında görev alan bazı enzimleri engelleyerek, kan kolesterol değerlerinin azalmasına yardımcı olduğu belirtilmektedir.
• Toronto Üniversitesince yapılan bir araştırmaya göre, likopen LDL kolesterolün oksidasyonunu baskılayarak aterosikleroz ve koroner kalp hastalığı riskini azaltmaktadır.
• Yine likopen oksitlenmiş lipoproteinlerin damar duvarındaki olumsuz etkilerinin önlenmesinde  rol oynar.
• İngiltere’deki Newcastle Üniversitesi bilimadamlarınca hayvanlar üzerinde yapılan araştırmaya göre , likopen akciğerdeki iltihaplanmayı onarabilmekte ve astım riskini azaltabilmektedir.
• Likopen antioksidan etkisiyle kansere karşı koruma sağlar. Likopen hücre içinde hasara yol açan tekli oksijenin oluşmasını önleyerek veya oluştuktan sonra bağlayarak etkinlik gösteriyor ve organizma içinde karsinojen oluşumunu baskılıyor.
• Likopenin kanser hücrelerinde kontrolsüz çalışan büyüme hormonu reseptörlerine bağlanarak, kanser hücresinin normal hücre durumuna geri dönmesini uyarması ve bazı kanserlerde, apoptozis adı verilen programlı hücre ölümünün tetiklenmesinde rol oynadığına dair araştırmalar vardır.
• Rahim, prostat, servikal, mide, meme, akciğer kanserine yönelik koruyucu etki sağladığını gösteren araştırmalar bulunmaktadır.
Ulusal Kanser Enstitüsünce yürütülen çalışmaya göre her gün 1 porsiyon domates ya da domates ürünleri yemek prostat kanserine sebep olan DNA hasarına karşı koruyucu etki göstermektedir.
• İtalya`da yapılan bir araştırmaya göre yüksek oranda domates tüketilmesi sindirim sistemi kanser olasılığını azaltabilmektedir.
• Likopenin osteoporoz oluşumunu geciktirici etkisi olduğu belirtilmektedir. Likopen kalsiyum ve D vitaminiyle oluşan kemik güçlenmesini daha çok artırmakta, kemik yıkımını yavaşlatıp geciktirmektedir.
• Likopenin meme kanseri olasılığını azaltıcı özelliğe sahip olduğu belirtiliyor. Meme dokusundaki likopen artışının meme kanserine yönelik ciddi bir koruma  sağlayabileceği yapılan araştırma tespitleridir. Yağ açısından zengin bütün dokular gibi meme dokusu da likopenin yoğun depolandığı bölgelerdendir. Yine likopenin rahim ağzı ve rahim kanserine yönelik de koruma sağlayabileceği ifade ediliyor.
• Haftada beş porsiyon domates veya domates ürünü yenilmesi prostat kanseri olasılığını önemli ölçüde düşürmektedir.
• ABD Wayne State Üniversitesi Karmanos Kanser Merkezi bilimadamlarından Prof. Ömer Küçük, prostat kanseri olan 15 hastaya 3 hafta boyunca, günde 30 miligram likopen vermiş ve süre sonunda hastaların tümörlerinde küçülme ve PSA düzeyinde azalma olduğu tespit edilmiştir. Araştırmalar olumlu sonuçlanırsa sebze ve meyvelerdeki kimyasalların tablet şeklinde kullanılabileceğini belirten Prof. Dr. Küçük, günde 5 mg likopen alımının kansere karşı koruma sağlayacağını ancak bu miktarı alabilmek için günde 1 kilo domatesin tüketilmesi gerektiğini belirtmiştir.
• Likopen yağlı cilt dokusunda birikebilen güçlü bir antioksidandır. Likopenin cilt dokusundaki yoğunluğu fazlalaştıkça güneş ışıklarının sebep olabileceği serbest radikal bazlı hasarlar ve cilt yaşlanması da azalmaktadır.
• Tip 2 diyabet hastalarında domates suyunun kullanılmasıyla plazma likopen seviyesinde gözlenen belirgin artışa bağlı olarak kötü huylu kolesterolün oksitlenerek damarlar için zararlı ürünlere dönüşümü belirgin bir biçimde azaltılabildiği görülmüştür.
• Domates ve domates ürünlerindeki likopen kan basıncını düşürücü etkiye sahiptir.
• İtalya’da yapılan bir araştırmaya göre günde bir bardak domates suyu, inflamasyonun en önemli markerlarından olan TNF alfa’nın bir ayda %35 oranında azalmasını sağlamıştır.
• Yapılan bir araştırma likopenin kadınlarda şiddetli karın ağrısının nedenlerinden endometriyozisin tedavisinde kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Amerikadaki Wayne Eyalet Üniversitesinden araştırmacılar likopenin endometriyoziste görülebilen normal dışı doku yapışmasına neden olan proteinleri engelleyebildiğini belirlediler.
• Likopen, hücreleri serbest radikal hasarından korumasının yanında, hücreler arasındaki bağları kuvvetlendirmekte ve hücre metabolizmasını geliştirmektedir.
• Bazı göz hastalıklarının meydana gelişinde oksidatif hasarın etkili olması, bu rahatsızlıkların önlenmesi ve tedavisinde likopenin yararlı olabileceğini düşündürtmektedir. Yapılan bir araştırmada şeker hastası farelerde likopenin katarakt gelişmesini engellemede olumlu etkiye sahip olduğu görülmüştür.
• Daha çok likopen almak için  ketçap, domates suyu, domates sosu, ve diğer domates ürünleri kullanılabilir. Domatesin dışında domates salçası, ketçap, domates sosu, domates püresi gibi domates ürünlerinde de  likopen yüksek miktarda yeralır.
• Likopenin sıcaklığa dayanıklı olup olmadığına yönelik yapılan araştırmalara göre likopenin kimyevî yapısı sıcaklıkta bozulmamaktadır.
• Uzmanlara göre domates piştikçe likopen artmakta ve  zeytinyağı ile beraber yendiği takdirde vücut tarafından daha kolay özümsenmekte.


Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanım halinde yasal haklar talep edilecektir : http://www.beslenmedestegi.com/dogal-urun/likopen-nedir#ixzz1cLjeBuEx
Omega 3 Faydaları Nelerdir? Birçok araştırmalara konu olan omega 3 yağ asitleri beden tarafından bütün hücrelerin temel yapı taşı olarak kullanılan temel bir yağ asididir. Bu grupta bulunan yağ asitleri DHA, EPA ve ALA’dır.
EPA, daha çok yetişkinlerde kardiyovasküler sorunların önlenmesinde; DHA ise görme fonksiyonlarında, büyüme ve beyin gelişiminde etkili olmaktadır.

Omega 3 Faydaları

•Omega 3 sağlıklı nöral yolları oluşturmak için temel teşkil eder.
•Depresyonun engellenmesi ve depresyon tedavisinde işleve sahiptir. Depresyonda olan kişilerde omega 3 ün düşük olduğu gözlenlenmiştir. Yetersiz Omega 3 alımının depresyon, ankisiyete ve psikolojik proplemlere neden olur.
• Beynin yaklaşık %60′ı yağdan oluşur. Bu yağların yüzde 20-30′unu ise DHA oluşturur. DHA, hücre zarının oluşumundan ve fonksiyonlarından sorumludur. Sadece beynin gelişim döneminde değil, tüm hayat boyunca nöronlar arasındaki bağlantıların devamlılığında etkilidir.
• Yetişkin bir insanın beyinde 20 gr DHA olması gerekir. DHA seviyesinin düşük olması  seratonin düzeyinin de azalmasına yol açarak depresyona neden olur. Vücudun kalp ve hücre yapısını koruyan ve hormon benzeri bir madde olan prostoglandinlerin üretimi için EPA’ya ihtiyaç vardır.
•Amerika’da yapılan bir çalışmada intihar eğilimi ve ağır depresyonu olan kişilerden bir bölümüne omega 3,  diğer gruba ise plasebo verilmiştir. Ancak omega 3 verilen hastalarda oldukça belirgin bir iyileşme görülünce diğer grubun da bundan faydalanması için araştırma sona ermeden durdurulmuştur.
• Son çalışmalar, Omega 3′ün BDNF denilen ve beyinde salgılanmasıyla antidepresan etki gösteren maddenin etkinliğini artırdığını göstermiştir.
• Bazı ön çalışmalar Omega3′ün şizofreni, disleksi, otizm, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu gibi birçok hastalıkta yararlı olabileceğini gösteriyor.
• Imperial College London’dan nöropsikiyatrist Basanti Puri’nin yayımladığı bir çalışmada, şizofreni ve Huntington hastalığı teşhisi konulan kişilere EPA ya da plasebo tedavisi uygulamasından önce ve sonra MRI taramaları yapılmış ve 6 ay sonra plasebo grubundakilerin beyin dokusu kaybı belirginleşirken, EPA verilen kişilerde ise gri ve beyaz madde oranında büyük bir artış olduğu saptanmıştır. Çalışmanın sonunda beynin bu yağ asitlerini kullanarak, kütlesini artırdığı değerlendirmesi yapılmıştır.
• Bir araştırmada halisünasyon gören şizofreni hastalarına altı ay boyunca günlük doz olarak 2 gr EPA verilmiş ve belirtilerde %85 düzeyinde  azalma olduğu tespit edilmiştir.
• Kromozomların ucunda bulunan yapılar olan telomerler, kromozomların kendini eşlemesinde ve dengesinde görev alırlar. Telomerler ne kadar çabuk kısalırsa ölüm riski de o denli artmaktadır. Journal of American Medical Association’da yayınlanan 6 yıllık bir araştırma sonucuna göre, telomer kısalması kandaki omega–3 yağ asidi miktarıyla ters orantılıdır.
Omega-3 kullanımı büyüme devresindeki çocuklarda öğrenme yeteneğini artırır.
•Kalp damar sorunları için koruyucudur. Kanı inceltici ve kan basıncını düşürücü etkisi vardır.
•Bir çalışmada cevizdeki omega 3 ile somon balığındaki omega-3′ün serum lipit değerleri üzerindeki etkileri karşılaştırılmıştır. Araştırma sonunda cevizin toplam kolesterolü ve kötü kolesterolü düşürmede, balığın ise iyi kolesterolü yükseltip trigliseritleri düşürmede etkili olduğu gözlemlenmiştir.
•Avrupa ülkelerinde trigliseridi düşürmek için kullanılan ilaçların yerine kapsül biçimindeki omega-3 için lisans alınmıştır. Amerikan Kalp Birliği, balık yağlarında yer alan EPA ve DHA’nın; kalp ritmi bozukluğunu düzenlediğini, ani kalp krizi riskini azalttığını, plazma trigliserid seviyesini düşürdüğünü ve günde 850 miligram ile 2.9 gram arasında balık yağı tüketiminin kalp rahatsızlıklarına karşı önemli etkiler sağladığını açıklamıştır.
•Bebeklerin ve çocukların gelişimi için önemlidir. Bebeklerin merkezi sinir sistemini ve bedensel gelişimi için önem taşır.
•Gebelerin ve emziren kadınların bebeklerinin beyin gelişimlerini artırmakları için omega 3 tüketmeleri önerilmektedir.
•Hiperaktif çocukların dikkat eksikliğinden doğan öğrenme sorunlarının giderilmesinde etkinliği vardır. Araştırmalar kanlarında Omega-3 yağ asitleri düşük olan çocukların davranış, öğrenim ve sağlık sorunları olduğunu göstermektedir. Önceden davranış bozukluğu sorunu olan 6 ila 12 yaş arasındaki çocuklar üzerinde yapılan incelemelerde, Omega-3 yağ asidi düzeyi düşük olan 53 çocuğun yaklaşık % 40′ında hiperaktif düzensizliğe bağlı dikkat eksikliğinin olduğu saptanmıştır.
• Avustralya’da yapılan bir araştırmaya göre Omega-3, astım sorunlarıyla karşılaşma riski olan çocuklar için yararlı olmaktadır. Doğumundan itibaren doktor kontrolünde verilen ve ileriki yıllarda astım riski bulunan 600 çocuk üzerinde yapılan araştırmaya göre Omega yağ asitleri astım riskini %50-60 arasında düşürmektedir.
• Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, omega-3 yaşa bağlı makula dejenerasyonu hastalığına yakalanma riskini %42 azaltmaktadır.
• Journal of the American Medical Association dergisinde yayımlanan araştırmaya göre omega-3 yağ asitleri gençlerde, insülin üreten pankreas hücrelerinin tahribine neden olan tip 1 diyabet riskini azaltmaktadır. Araştırmada 1770 tip 1 diyabet hastası çocuk 6 yıldan fazla bir süre izlenmiştir. Bu süre içinde çocukların insülin üreten pankreas hücrelerinin gelişimi, 1 yaşından itibaren verilen omega-3  tüketimiyle bağlantılı olarak gözlemlenmiş ve süre sonunda, düzenli olarak omega-3 tüketiminin genetik eğilimi bulunan çocuklarda, tip 1 diyabetin gelişme riskini %55 oranında azalttığı görülmüştür.
•Yapılan birçok çalışmada omega3 ‘ün prostat, meme, pankreas ve kalınbağırsak kanserlerinin gelişme olasılığını azalttığı ve kanser hücrelerini öldürdüğü tespit edilmiştir.
• Amerika’daki Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezince yapılan araştırmaya göre, omega-3 meme kanserine yakalanma riskini %32 oranında azaltmaktadır.
• Romatoid artrit ve benzeri iltihaplı romatizma hastalıklarında tedaviye omega 3 eklenmesi, ağrılı atakların sayısını ve şiddetini azaltmaya yardımcı olur. Araştırmalar, omega-3′ün eklemlerindeki ağrı, şişlik ve yorgunluğu önemli ölçüde azalttığını göstermektedir. EPA ve DHA vücudda inflamasyon azaltıcı etkilere sahip olan prostaglandin denilen bileşiklere ayrılarak artirit kaynaklı ağrıların hafiflemesine yardımcı olurlar.
• Bilim adamları yenilen besinlerde omega-3 oranı azaldığı zaman, beynin bu eksikliği omega-6 ile kapattığını düşünüyorlar. Omega-6  zarların fiziksel özelliklerini değiştiren bir yağdır. Omega-6’lar, karbon zincirinde omega-3’lere göre daha az sayıda çift-bağ içerir. Nöron zarı yüksek oranda omega-6 içerdiği zaman, reseptörler kolayca şekil değiştiremezler ve sinyallere daha az tepki verirler.
Omega 3 Ne Kadar Alınmalı? Günlük omega 3 kullanımı için tavsiye edilen miktar 1-3 gramdır.
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi omega-3 yağ asitlerinin kapsül biçimindeki güvenli dozunun 3 grama kadar olduğunu belirtmiştir.
Avrupa Gıda Güvenliği Bilirkişiler Kurulu’nun (EFSA) DHA/EPA ürünleriyle ilgili kullanım önerileri;
Erişkinlerde kan trigliserit değerlerini düzenleyici etkisi için günde 2 gram DHA, göz sağlığının korunmasına yardımcı olunması için günde 250 miligram DHA, kalp işlevlerini destekleyici etki içinse günde 250 miligram EPA/DHA karışımı.
Uyarı! Kan sulandırıcı ilaç alanlar doktora danışmadan kullanmamalıdır. Herhangi bir ameliyat söz konusu ise bu tür ürünlerin kullanımına 2 hafta önceden son verilmiş olmalıdır.

Omega 3 Besinler

• Vücudumuz 0mega 3′ü üretemediği için dışardan besinler yoluyla alınması lazımdır.
• Soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar ve keten tohumu, ceviz, semizotu omega 3 bulunan yiyecekler arasındadır.
• Somon, uskumru, ringa, sardalye, alabalık ve taze ton balığı omega 3 açısından zengin balıklar arasındadır.
• Civa, kurşun ve diğer ağır metaller ile kirletilmemiş balıktan elde edilen farmasötik kalitede EPA ve DHA karışımı omega 3 kapsülleri kullanılmalıdır.
• Balık ne kadar büyük ve uzun ömürlüyse o kadar cıva içerme olasılığı artar. Köpek balığı ve kılıç balığı buna örnek olarak gösterilebilir.
• Keten tohumu ise öğütüldükten sonra 24 saat içerisinde yenmesi gerekir.
• Omega-3 yağ asitlerinin hepsi aynı derecede yararlı değildir. EPA ve DHA adıyla bilinen uzun zincirli yağ asitlerinin tümü balık yağlarında yer alır. Bazı margarinlerin içerisinde omega-3 olduğu yazsa da uzun zincirli yağ asitleri içermedikleri için aynı faydayı göstermezler.

HS – Omega 3 Index Testi – Vücudumda Ne Kadar Omega 3 Var?

• HS-Omega 3 indeks testi ile vücutta gerekli oranda Omega 3 olup olmadığının anlaşılabilir. Bu test kırmızı kan hücreleri zarındaki Omega 3 yağ asitlerinin oranını tespit ediyor. Normal değer 8 – 11 arasındadır.
• Test sonunda değer az çıkmışsa bunun yüksek ani kardiyak ölüm riskini işaret ettiği belirtiliyor. Değer normal aralıkta çıkmışsa kalp krizinden ani ölüm riskinin büyük oranda azalacağı ifade ediliyor. Normal aralıktan yüksek çıkmışsa bu da kanama riskini göstermektedir.
• Eğer omega 3 seviyesi düşük çıkmışsa yaklaşık 4 ay boyunca omega 3 içeren balıkların tüketilmesi veya omega 3 takviyelerinin alımından sonra yapılacak yeni testle vücutta istenilen oranda omega 3ün oluşup oluşmadığı ya da kullanılan ürünlerin işe yarayıp yaramadığının kontrol edilebileceği belirtiliyor.
• Yeni geliştirilen bir test olan HS – Omega – 3 Index Avrupa ve Amerika’da ruhsatlanmış tek testtir. Maliyeti ise yaklaşık 300 dolar.
• Test için olumlu konuşan doktorlar olmakla birlikte testin herhangi bir faydasının olmayacağını söyleyenler de bulunuyor.

Omega 3 Zararları

Eğer dikkat etmezseniz, omega3 balık yağları size yarardan çok zarar getirebilir. Bu yüzden zararlı kimyasallar olmadan, tükettiğiniz balık yağından tümüyle yararlanmak için saflaştırılmış ürünleri kullanmalısınız.
Kullandığım omega3 balık yağı kapsülünün uygun olduğunu nasıl anlayacağım?
Bu soruya verilebilecek en iyi yanıt almak istediğiniz ürünün Analiz Sertifikasını kontrol etmenizdir. İtibarlı satıcılar memnuniyetle size belgelerini sunacaklardır.
Orijinallik Sertifikasında (CoA) iki önemli bilgiye ulaşırsınız.  İlki, ürünün gerçekten söylediği içeriklere sahip olup olmadığıdır. Omega3, EPA ve DHA miktarları içerikte yazıldığı miktarlarda olmalıdır. İkincisi ise, içeriğindeki cıva ve diğer minerallerin miktarlarının insan tüketimi için güvenli olup olmadığıdır.

Moleküler Damıtım Nedir?

Moleküler damıtım vakumlama sistemiyle yapılan saflaştırma metodudur. Aslında vitaminleri saflaştırmakta uygulanan standart bir endüstriyel yöntemdir. İçerikteki metalleri, PCBleri ve diğer zararlı toksinleri etkili olarak ayıran, insan kullanımına uygun hale getiren tek yoldur.
Bu yöntem oldukça pahalı bir saflaştırma yöntemidir. Gerekli ekipman ve koşullar pahalı ve zordur. Tüm balık yağı takviyesi üreticilerinin moleküler damıtım yoluyla üretim yapmaları mümkün değildir.
Gerçekte, bu üreticiler sadece basit bir filtreleme sistemiyle üretim yaparlar. Bu hafif filtrelemeden sonra, balık yağı kapsüle edilir ve şişelenir. Basit bir filtreleme yöntemi açıkçası toksinlerin tümünü atmada başarılı değildir. Umarız bu üreticilerin kaynakları fazla kirletici atığa maruz kalmamıştır. Ama biz sadece umabiliriz. Esas soru: Sağlığınızı bu ucuz balık yağı kapsülleriyle tehlikeye atıp atmayacağınızdır.
Kaliteli balık yağları endüstriyel standart belgeleri taşıyan ürünlerdir. Saf ve güvenlidirler. Buna rağmen balık yağlarıyla ilgili resmi bir belge de yoktur. USP balık yağları için belli bir standart belirlememiştir. Bunun yerine IFOS ve CRN gibi özel ticari standartlar mevcuttur. Balık yağı üreticileri kendi saflık derecelerini tayin eden genellikle bağımsız standartlar ve sertifikalara sahiptir. Bu yüzden ürünü seçerken, standartlarının ne denli yüksek olduğuna bakın ve karşılaştırın.
Aldığım balık yağının, üreticisinin söylediği standartlara sahip olduğuna nasıl emin olabilirim?
Balık yağını almadan önce analiz sertifikasına göz atmalısınız. Tanınmış balık yağı üreticileri sertifikalarını sunmaya hazırdır. Bu konu oldukça önemlidir. Sertifikanın içeriğinde kalitesi ve saflığı ile ilgili bilgi olmalıdır. İçerdiği yağ asidi oranı, varolan başka bileşiklerin adları ve miktarları ve aynı zamanda, içerdiği ağır metallere ait bilgiler de olmalıdır. Kendi güvenliğiniz için içeriğindeki ağır metallerin insan kullanımına uygun olup olmadığını bilmelisiniz.
Enterik Kaplı Balık Yağı mı Seçmeliyim?
Bir çok üreticinin ifadesinin tersine, böyle bir gereklilik yoktur. Enterik kaplı ürünlerin daha yararlı olduğuna dair bir kanıt ya da uzun dönem güvenliliği ispatlayan bir çalışma mevcut değildir. Bazı firmalar, yalnızca ürünün eskiliğini gizlemek adına kullanabilirler. Daha tanınmış balık yağı ürünlerinde ise su bazlı kaplamalar kullanılmaktadır, pahalıdır ama % 100 güvenlidir.

Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanım halinde yasal haklar talep edilecektir :
http://www.beslenmedestegi.com/dogal-urun/omega-3-faydalari#ixzz1cLkVDmcH

12 Ekim 2011 Çarşamba

YANIKLARA İLK MÜDAHALE

YUMURTA AKI....

Hiçbir zaman bunu kullanmak gerekmeyeceği düşünülür, ama gerektiğinde...
Yumurta akı kullanılarak yanıklar basit ve etkin biçimde tedavi edilebilir.

Bu yöntem itfaiyecilerin eğitimi sırasında ders olarak verilmiştir.

Bir yanık meydana geldiğinde, kapsadığı alan ne olursa olsun ilk yardım, etkilenen alanı sıcaklık azalıncaya ve deri tabakalarını yakmayı bırakıncaya kadar soğuk suyun altına tutmak ve sonrasında bu bölgeye yumurta akı uygulamaktan oluşmaktadır.

Bir kimsenin elinin büyük bir kısmı kaynar su ile yandığında, duyduğu büyük acıya rağmen elini soğuk su musluğunun altına tutmuş ve sonrasında 2 yumurta kırmış, aklarını ayırmış ve çırpmış ve elini içine daldırmıştır.

Eli o denli yanmış durumdadır ki yumurta akı uygulanır uygulanmaz derisi kurumuş ve yumurta akı bir film tabakası oluşturmuştur.

Daha sonra bu kişi yumurta akının doğal bir kollajen (bir tür albüminoid) olduğunu öğrenmiş ve en az bir saat boyunca eline tabaka üzerine tabaka gelecek şekilde yumurta akı uygulamıştır. Öğleden sonra hiçbir acı duymaz olmuştur. Ertesi sabah yanık bölgesinde nerdeyse belirsiz bir kırmızımsı leke kalmıştır. Elinde sürekli ve feci görünüşlü bir yara izi kalacağını düşünürken 10 gün sonra geride hiçbir yanık izi kalmamış ve hatta deri eski normal rengine yeniden kavuşmuştur!

Yanan bölge yumurta akında mevcut ve aslında vitamin dolu bir plasenta (etene) olan kollajen sayesinde tamamen yenilenmiştir.

4 Ekim 2011 Salı

Evdeki dostunuz limon!


Muhteşem kokusu ve binbir faydası bulunan limon sadece sağlığımız için değil, evimizin her alanında kullanılabilecek bir meyvedir.

Binlerce yıldır yetiştirilen limon ilk olarak Arap literatüründe görülmektedir. Ancak ilk olarak Hindistan'da yetiştirildiği bilinmektedir.

1. Karınca yuvalarına damlatılan bir kaç damla limon suyunun sorunu çözdüğü bilinmektedir.

2. Bir limonun yarısını buzdolabında saklarsanız, kötü kokulara karşı etkisini görebilirsiniz.

3. Mikrodalga fırının temizliği limonla daha kolaydır. Bir kase suyun içine dilimlenmiş limonları mikrodalgada ısıttıktan sonra içindeki lekelerin kolayca çıkacağını göreceksiniz.

4. Çelik ya da bakır yüzeylere yarım limonu sürüp durulayın. Bu sayede kolayca temizlenir.

5. Yarım limonu lavaboları temizlemek için kullanabilirsiniz.

6.Çamaşırları beyazlatmak için son durulama suyuna yarım fincan limon suyu ekleyin.

7. bulaşıkları yıkarken bir çay kaşığı limon suyu eklerseniz yağlar kolayca çözünecektir.

8.Boruları temizlemek için de limon kullanabilirsiniz. Sıcak limon suyu ve karbonatı borulara döktüğünüzde tıkanmış lavaboların açıldığını göreceksiniz.

9.Cam silerken de limon suyu kullanabilirsiniz. Ölçüsü bir kova suya 4 yemek kaşığı limon suyu şeklindedir.

10. Mobilyalarınızı 2 kaşık zeytinyağı ve 1 parça limonla karıştırarak parlatabilirsiniz.

11.Saçlarınız parlasın istiyorsanız limon suyu sürün ve güneşin altında 1 saat kadar oturun.

12. Yaralanmalar ve kesiklerde de limon oldukça etkilidir. Bir damla limon suyu kanayan ufak yaraların kolayca kapanmasını sağlayacaktır.

13. Ellerinize sinen soğan, sarımsak ve balık kokusunun en büyük düşmanı limondur. İşinizi bitirdikten sonra yarım limonu ellerinize sürün.Beyazladığını ve kokudan kurtulduğunuzu göreceksiniz.

siesta vakti gezinti: Biberiye her daim elinizin altında olsun!

siesta vakti gezinti: Biberiye her daim elinizin altında olsun!: Et yemeklerinin vazgeçilmezi biberiye sağlık yönünden de oldukça etkili bir bitkidir. Biberiye her dönem yeşil kalan bir bitkidir. Koyu ye...

7 ateş düşürücü besin!

Dr. Alan C. Logan, ‘ateş’in 21’inci yüzyılın salgın hastalığı olduğunu söylüyor. Kronik ateşin, hücreleri etkileyerek beyin sağlığını tehdit ettiğini belirten Logan, ‘Beyin Diyeti’ kitabında şöyle diyor: “Ateş, sadece 10 yıl öncesine kadar mafsal iltihabı ya da benzer hastalıklarla birlikte anılırdı. Bu yargı kesinlikle değişti. Bugünün bilim dünyasında ateş, kalp hastalığı, diyabet, obezite ve evet, nöropsikiyatrik rahatsızlıklarla bile dahil olmak üzere birçok rahatsızlıkla ilişkilendiriliyor. 23 Şubat 2004 tarihli Time dergisinin kapağında konu edilen ateş, böylelikle tarihte kendine ‘Gizli Katil’ ismiyle yer buldu. Gerçekten de kronik ateş, tüm vücutta ve özellikle beyinde hasara yol açıyor. Dönüştürülmüş ve doymuş yağlara ek olarak hareketsiz koşullarıyla Batı beslenme tarzı, ateş salgının en büyük destekçisi. Gıdasal antioksidanların eksikliği, donmuş yağ ve gıdasal şekerin aşırı tüketimi, kronik ateşi ilerletiyor. Buna karşılık kronik ateş, değerli antioksidanları tüketiyor. Omega 6 yağ asitlerini (mısır, soya fasulyesi, aspur ve ayçiçeği yağı) fazla tüketmenin de ateşe yol açtığı birçok araştırmada kanıtlandı.

Kronik ateş uzun vadede hassas beyin hücrelerinin direncini kırar ve sinir hücrelerinde meydana gelen esas yapısal hasarın sorumlusudur. Kronik ateş, Alzheimer hastalığında görülen, bunamaya sebep olan plakaların ve nörofibril düğümlerinin üretimini arttırır. Öte yandan birçok meyve, sebze ve yemeklerde kullanılan otların, güçlü ateş düşürücü özellikleri vardır. Antioksidanların insanlarda ateş belirtilerini azalttığı kanıtlandı. Unutmayın, balık, özellikle de yağlı deniz balığı (somon, sardalye, uskumru, ançuez) vücudunuza girebilecek en güçlü ateş düşürücü gıdadır.”
Doğanın antidoksidan deposu
KURUYEMİŞLER
Kuruyemişlerdeki tek ve çok bağlı doymamış yağlar, E vitamini ve kalp dostu sterol, ateş düşürücü bileşimler barındırır. Ayrıca güçlü bir antioksidan etkisine sahiptir. Haftada en az iki kez kuruyemiş yemenin koroner kalp hastalıklarından ölüm riskini önemli ölçüde azalttığı düşünülüyor. Illionis Üniversitesi nörobilimcileri, kuruyemişlerin kalp sağlığına ek olarak, özellikle de bademin yaşa bağlı zihinsel performans düşüşünü önlediğini gösterdi.
YEŞİL ÇAY
Yeşil çaydaki ‘keteçin’ adı verilen madde, önemli bir ateş düşürücüdür. Journal of Immunology, 2004’te yeşil çayın ateş düşürücü ve beyin hücrelerini koruyucu özelliğinin, Multipl Skleroz (MS) hastalığının önlenmesi ve tedavisi açısından umut verici olduğunu yazdı. Yeşil çaydaki kafein ve amino asitler, duygular ve zihinsel odaklanma üzerinde ani ve olumlu bir etki yaratıyor.
MOR/KOYU KIRMIZI GIDALAR
Yaban mersini, vişne, nar, mor tatlı patates, mor karnabahar, siyah üzüm ve pancarı örnek verebiliriz. Mor pigmentler ciddi ölçüde antioksidan koruması sağlar, sinir hücreleri arasında iletişimi güçlendirir, beyin duvarını korur, beyne kan taşıyan damarları güçlendirir. Ağrıyı dindirecek kadar önemli ölçüde ateş düşürücüdür.
YEŞİL GIDALAR
Bir fast-food restoran zincirinin çirkin bir afişini görmek beni hayrete düşürmüştü: Bir çöreğin üzerinde yakın plan çekilmiş dev bir burger fotoğrafında ‘Yeşillik golf içindir’ yazıyordu. Buna hiç katılmıyorum. Her türden koyu yeşil sebzede ateşi düşürebilen değerli bir mineral bulunur. Kıssadan hisse: Kalbiniz ve beyniniz için yeşilliklerinizi yiyin.
ZENCEFİL
Zerdeçal gibi ateş düşürücü ve beyin hücrelerini koruyucu özellikler taşır. Hindistan ve Çin’de, baş ağrıları, mide ve bağırsak şikayetleri için kullanıldığı 2 bin 500 yıllık bir geçmişi var. Zencefil, özellikle sinir duvarlarındaki yağ bileşimlerini serbest radikal saldırılarına karşı korur. Sinir hücrelerini koruyucusu olduğu ve ateşi düşürdüğü için bolca tüketilmelidir.
ZERDEÇAL
Araştırmalar, zerdeçalın beyin hücrelerini korumak ve duygu durumunu olumlu etkilemek gibi önemli özelliklerini ortaya çıkardı. Bu kök bitkisinin içindeki aktif ‘curcumin’ maddesi son derece güçlü bir antioksidan ve ateş düşürücü özelliğe sahip. Bilim, zerdeçalın davranışlar üzerindeki etkisinin antidepresan ilaçlarla benzer olduğunu ortaya koydu. Zerdeçal, özellikle duygu durumunu düzenleyen serotonin ve dopamin gibi önemli nörotransmiterlerde arızayı önlüyor.
KAHVE
Makul miktarda kafein alımının beyin üzerinde faydaları var. Araştırmalar, kahvenin özellikle hücrelerdeki yağ bileşimlerini oksitlenme stresine karşı korumakta etkili olduğunu ortaya koydu. Günde 1-2 fincan kahve, enerji, zindelik, özgüven, sosyal girişkenlik, iş motivasyonu ve dayanıklılığı artırır. Günlük antioksiden ihtiyacını karşılamanın en keyifli yolu. Japon kız tıp öğrencileri arasında yapılan araştırma, düzenli kahve içenlerde depresyon görülme riskinin   daha az olduğunu ortaya koydu.

Cilt lekelerinin giderilmesinde uyğulanan Doğal tedavi yöntemleri ;


Cilt lekelerinin giderilmesinde uyğulanan Doğal tedavi yöntemlerinden gerçekten işe yarayanlar ve kullanımının diğerlerine oranla daha fazla olanlarını birarada toplayıp sizlerle paylaşmak istedim.

• Tariflerin etkileri cilt tipine göre farklılıklar göstermektedir.
• Cilt sorunlarınız için öncelikle Doktora başvurmanız gerektiğini bir kez daha hatırlatalım.

Elma Sirkesi :Aynı miktarlarda Su ve Elma sirkesini bir kapda kaynatın Daha sonra bu karışım ile yüzünüze buhar banyosu yapın. Ayrıca gene Aynı miktarlarda Su ve Elma sirkesini ile yüzünüzü 3-4 günde bir silerek de cilt lekelerinizden kurtulabilirsiniz.

Anason Tohumu :
Anason tohumları bir kaba konarak üstünü kapatıncaya kadar su eklenir ve kaynatılır. Tohumlar süzülerek atılır ve elde edilen su soğuduktan sonra cilde masaj yapılarak sürülmesi haline cilt lekelerin önlenmesi ve canlılık kazanması sağlanır.

Arpa Unu :
Arpa unu hamur haline getirilerek yüze maske halinde sürülür ve 2 saat süresince bekletilir. Bu işlem sonucunda yüzdeki lekeler yok olur.

Aşk Otu :
Aşk otu kökü kaynatılarak elde edilen sıvı, yüzdeki lekeleri yok eder.

Biberiye :
Biberiye, merhem haline getirilerek vücuda sürülerse cildi güzelleştirir, kırışıklıkları giderir. 2 gram kurutulmuş biberiye yaprağı ve çiçeği bir tas içinde 20 dakika kaynatılarak, vücut yıkandığında güzelleştirir, pürüzsüz hale getirir.

Maske : ***
Haftada bir gün bir tatlı kaşığı süzme yoğurt ve bir çay kaşığı karbonatı karıştırın. Cildinizde bir saat bekletip ovarak çıkarın.

Bir çorba kaşığı eşit miktarda mısır unu , ıslatılmış kil, el kremi ve suyu karıştırın ve cildinize sürün. 5 dakika ovarak peeling yapın.

Bu, cildinizdeki ölü deriyi çıkarır ve porselen gibi cilde sahip olursunuz

Kudretnarı :
Kabakgiller familyasından, tırmanıcı, ince gövdeli, bir yıllık bir bitkidir. Yaprakları saplı ve el gibi parçalıdır. Meyvesi olgunlaşınca, birbirinden ayrılır. Meyveleri 10-15 cm boyunda şişkin ve iki uçta incelmiş şeklindedir. Üzerinde kabarcıklar vardır. Turuncu - sarı renktedir. Ev ilaçlarında, zeytinyağı ile karıştırılarak kullanılır.

Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Yaraların çabuk kapanmasını sağlar. [Kudret Narı Kullanımı ve Faydaları]

Kayınağacı :
Kayıngiller familyasından; kış aylarında yapraklarını döken güzel görünüşlü bir orman ağacıdır. Dalları salkım gibidir. Kabukları halka halkadır. Kabuk ve dallarının kuru distilasyonundan kayınağacı katranı elde edilir.

Kabuklarının suda kaynatılmasıyla elde edilen suyla yüz lekeleri, çiller giderilir. Kıllar temizlenir.

Prof. Dr. Ahmet Maranki, Yüzdeki çiller ve lekelerden kurtulmak için yepyeni bir bakım önerisinde bulundu!
Önemli olan sağlıklı beslenmek ve kanın temizlenmesidir. Kanı temizlemek için kozmik beden temizliği uygulamasını da muhakkak uygulamanızda fayda vardır.
1 çay bardağı çüğ süt içerisine 1 adet salatalığı soyduktan sonra doğrayın ve 2 saat kadar bu karışımı beklettikten sonra süzün. Tülbente sararak salatalıkların özünün süte karışmasını sağlayın.
Elde ettiğimiz bu süt ile yüzümüze pamukla pansuman yapmamız gerekir. Bu işlemden 20-25 dakika sonra ılık su ile yüzünüzü yıkayın. 15 gün kadar bu uygulamaya devam ettiğiniz takdirde yüzünüzdeki çiller ve lekeler kaybolacaktır. Ayrıca gül suyu ile sabah ve akşam yatmadan önce cildinizi temizlemeniz daha etkili olacaktır.

Biberiye her daim elinizin altında olsun!


Et yemeklerinin vazgeçilmezi biberiye sağlık yönünden de oldukça etkili bir bitkidir.

Biberiye her dönem yeşil kalan bir bitkidir. Koyu yeşil renkteki diken görünümlü yapraklarıyla bilinen biberiye özellikle et yemeklerinde bolca tercih edilir.

Biberiyenin hafızayı kuvvetlendirdiği bilinmektedir. Kas ağrılarını rahatlatır ve sinir sistemini harekete geçirir. ayrıca sindirim sorunları için de kullanılır. Böbrek sorunu çekenlerde idrar sıklığını arttırır ve böbreklerin çalışmasını tetikler.

Sinirleri yatıştırıcı etkisinin yanı sıra tansiyonu düşürdüğü, ağrıyı azalttığı ve stresi ortadan kaldırdığı bilinmektedir.

Kötü huylu hücrelre karşı vücudu koruduğu bilindiği için kanser hastalarında kullanımı desteklenir. Güçlü antioksidan özelliğine sahip olduğu için hücreleri işgal eden zararlı kimyasalları etkisiz hale getirir. güçlü yapısıyla bakterileri de öldüren biberiye özellikle sindirim sistemini korumada etkilidir.

Maydanozun Faydaları


İnsan sağlığına faydaları saymakla bitmeyen maydanozun, sadece bir tutamının gün içinde ihtiyacınız olan bütün enerjiyi sağladığınız biliyor muydunuz?
Maydanozun faydaları
• Maydanoz sayesinde idrar yollarındaki mikroplardan, iltihaplanmalardan kurtulabilirsiniz
• Romatizma ağrıları için günde içeceğiniz bir çay bardağı maydanoz suyu romatizma hastalığınızda tedavi edici etki gösterebilir
• Böbrek taşlarının, mesane taşlarının dökülmesinde maydanozun çok büyük etkisi vardır
• Maydanoz sindirim sisteminizi uyarıcı etkiye sahiptir böylece sindirim sisteminizde rahatsızlıklarda iyileştirici etki gösterir
• Bağırsak kurtları ve solucanlarını maydanozu çiğ tüketerek ya da maydanoz suyu içerek düşürebilirsiniz
• Bağırsaklardaki ve midedeki biriken gazların boşaltılmasını sağlayan maydanoz vücuttaki ödemi de söker
• Damar sertliği hastalığının tedavisinde maydanoz son derece olumlu sonuçlar verir
• Her tür kansere kaşı maydanoz vücutta koruyu kalkan görevi görür
• Cilt üzerinde bulunan sivilcelere, aknelere birebir çözüm getiren maydanozun aynı zamanda maskesi de pürüzsüz bir cilde kavuşmanızı sağlar
• Maydanoz suyunun zayıflamaya yönelik olumlu etkisi mevcuttur
• Bir litre suyun içine atacağınız bir demet maydanozu kaynatıp bu su ile saçlarınızı, saç diplerine masaj yaparak yıkadığınız zaman saç dökülmesini önleyici ve saçları parlaklaştırıcı özelliği bulunur.

Sivilcelere karşı etkili besinler


Sivilce ve akneler ciddiye alınması gereken bir sorundur. Tıbbi ilaçlar kadar beslenme düzeni de akne tedavisinde önemlidir. İşte sivilce ve akne sorununa karşı yardımcınız olacak besin maddeleri...

Organik yeşil çay:

Antioksidan özelliği sayesinde zararlı kimyasallardan vücudu arındırır.

Zeytinyağı:

Doymamış yağ asitlerinden oluşan zeytinyağı veya susam yağı gerekli yağ asitlerini içerir. Bu yağ asitleri hücrelerin zarlarının oluşumunda etkilidir.

Ceviz:

Omega-3 yağ asitlerini bol miktarda ihtiva eden ceviz her konuda olduğu gibi cilt sorunları söz konusu olunca da faydalıdır.

Limon suyu:

Doğal beyazlatıcı özelliği ile bilinen limon suyu, güneş lekeleri ve kırışıklıklarda etkilidir. Ancak bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara sebep olabileceği için dikkat edilmelidir.

Karpuz:

Bazıları karpuzun dış yüzeyini yüzlerine sürerek fayda sağladıklarına inanır. Aslına bakılırsa çok da yanlş bir düşünce değildir. Çünkü karpuz kabuğunda nemlendirici etki gösteren A, B ve C vitaminleri bol miktarda bulunur.

Az yağlı süt ürünleri

Süt akne tedavisi sürecinde pek tüketmemeniz gereken bir besin maddesidir. Ancak içerisindeki A vitaminine cildimiz ihtiyaç duyduğu için az yağlı süt ürünleri tüketilebilir.

Tansiyonu yükselten besinler


Hipertansiyon günümüzde sıklıkla rastlanan bir hastalıktır ama tansiyon hastalarının beslenmelerine gereken önemi göstermedikleri sonrasında oluşan komplikasyonlardan dolayı bilinmekte.

Hipertansiyon eğer dikkat edilmezse böbrek hastalıklarına, kalp krizlerine hatta felce dahi neden olabilmektedir. Bu nedenle tansiyonla yaşamayı öğrenmek, hastalığa özgü diyetisyen kontrolünde beslenmek ve zararlı yiyeceklerden kaçınmak gerekir.

Peki tansiyonu yükselten besinler neler?

Tuz ve tuzlu besinler
Yapılan çalışmalar gösteriyor ki ihyiyacımızın en az 10 katı kadar tuz kullanmaktayız. Hipertansiyonlu kişilerin yemeklerine tuz ilave etmemeleri ve tuzlu yiyeceklerden kaçınmaları gerekir. Yemekleri tatlandırmak için baharatlar en uygun seçim olacaktır.

Şeker ve şekerli besinler
Tüketim miktarına bağlı olarak tansiyonu yükseltip kalp hastalıklarını da tetikleyebilmektedir.

Çay ve kahve
Çay ve kahvede bulunan kafeinin tansiyonu yükselttiği artık bilinen bir gerçek ama burada tüketim miktarınız önemli, eğer 3 fincan koyu kahve veya 6-7 bardak koyu çay içmişseniz tansiyon da yükselecektir.

Kolalı içecekler
İçeriğinde bulunan hem yüksek oranda şeker hem de meyankökünden dolayı vücutta sodyumun tutulmasına neden olabilmekte ve bu nedenle tansiyonu yükseltmektedir.

Margarin ve tereyağı
Margarin ve tereyağının direk tansiyonu yükseltici bir etkisi yoktur ama çalışmalar gösteriyor ki doymuş yağ oranı yüksek olan bu yağlar yerine sıvı yağ tüketenlerde hipertansiyonun daha düşük seviyede olduğu gözlenmiştir. Bu da bize yemekleri mümkün olduğu kadar sıvı yağla yapmamız gerektiğini bir kez daha göstermektedir.

Alkol
Hipertansiyonunuz var ve düzenli alkol tüketiyorsanız bu alışkanlığınızdan da yavaş yavaş uzaklaşmanızda fayda var.

Diyetisyen Özlem Sert Aydın

www.ozlemsert.com

Yeme isteğini ortadan kaldıracak davranışlar


Uzmanların verdiği bilgiye göre, yeme isteğini ortadan kaldıracak davranışlar şöyle:

• Dokuz On Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi Beslenme ve Diyet Sorumlusu Deniz Meta’nın verdiği bilgiye göre, yeme isteğini ortadan kaldıracak davranışlar şöyle:
• Yemek biter bitmez masadan kalkılmalı. Çünkü masada kalınan sürede masada bulunan yemekler, tok olunmasına rağmen atıştırılabilir.
• Yemek sırasında çorba dışındaki birçok yemek tüketilirken kaşık yerine çatal kullanılmalı ve mümkünse küçük boy tercih edilmeli.
• Yemek yerken, televizyon seyretmek ve bir şeyler okumak gibi başka aktivitelerle uğraşılmamalı. Aksi taktirde yenilen yemek farkında olmadan tüketilebilir. Bu davranış da yenilmesi gerekenden de daha fazla yemek tüketilmesine ol açabilir.
• Kalan yemek, uygun şekilde paketleyerek başka zaman tüketilmek üzere dondurulmalı. Bu şekilde yemeği dökmemek için yenilmesi gerekenin dışında yiyecek tüketilmez.
• Mutfakta yiyecekler, görülmeyecek şekilde dolaplarda muhafaza edilmeli. Yiyecekler çok göz önünde olduğunda aç olunmasa bile yeme isteği uyandırabilir.
• Lokantada yemek yenildiğinde masada bulunan ekmek sepetinin garsondan kaldırılması rica edilmeli. Bu şekilde karbonhidrat tüketimi azaltılacaktır.
• Çevrenizde insanlar, yememeniz gerekli yiyecekleri ikram etmemeleri ve hediye olarak getirmemeleri konusunda bilgilendirmeli. Örneğin, tatlı yerine meyve getirmeleri istenmeli.
• Yiyecek alış verişine yemek yedikten sonra tok karnına çıkılmalı. Açlık insanda her şeyi yeme isteği uyandıracağı için yanlış besin seçimine neden olabilir.
• Alışveriş sırasında alınacak besinler, önceden evde bir liste haline getirilerek hazırlanmalı.
• Özel günler ve bugünlerde neler tüketileceği önceden planlanmalı.
• Evde enerji yoğunluğu besinler bulundurulmamalı.
• Yemek yemeyi geciktirme ve yenenlerin miktarını azaltma davranışı edinilmeli.
• Yemek, yavaş yenilmeli ve çiğneme hareketi yavaş yapılmalı. Ağızda lokmalar iyice küçülmeli.
• Her lokmadan sonra çatal tabağa bırakılarak yemek yeme süresi uzatılmalı. Bu davranış, iştahın baskılanmasına yardımcı olur.
• Yemek yemek birkaç dakika bırakılarak yanınızdaki bir kişiyle konuşulmalı. Çünkü, bu davranış, iştahın baskılanması için zaman kazanmasına yardımcı olacaktır.
• Yemek tabağınızı küçük bir tabak kullanarak tabağınıza aldığınız yemeğin porsiyonunun küçülmesine neden olacaktır.
• Aile bireyleriyle yemek yenildiğinde ilk onların tabağına servis yapılmalı. Bu şekilde sondaki kişiye daha az yemek bırakılmalı.
• Tabakta yemeğin yağlı kısmı bırakılmalı.
• Yeme isteği duyulduğunda su içilmeli. Su tüketimi, enerji alımını engellediğinden yemek sırasında ve sonrasında bol su içilmeli.
• Alış veriş sırasında meyve alırken küçük boy tercih edilmeli ve tüketilen meyve bir adetle sınırlandırmalı. Süt ve ürünleri alınırken yarım yağlı olanı tercih edilmeli.
• Markette abur cubur yiyeceklerin bulunduğu reyonda gezilmemeli.
• Alış verişe çıkarken az para alınmalı ve kredi kartı kullanılmaktan kaçınılmalı.
• Yenilmemesi gerektiği halde çok arzu edilen bir yemek yenilmeli, ancak porsiyonu oldukça az olmalı.
• Ağır yemek yenileceği özel bir günde, o yemeğin öncesi ve sonrasında sadece sebze salatası yenilmeli.
• Öğünler 2,5-3 saat olacak şekilde planlanmalı, ve bu program aksatılmamalı.
• Yaşam biçimine yönelik davrnış değişikliği
• Yaşam biçimine yönelik davranış değişiklikleri ise şöyle:
• Üç kilometreden daha kısa mesafelerde taşıta binilmemeli ve bu mesafe yürüyerek katedilmeli.
• Alış veriş için eve çok yakın olan değil, uzak mesafedeki tercih edilmeli. Taşıma işlemini yapılacağından alınması gereken miktarın daha fazlası alınmamış olacaktır.
• Her gün en az bir saat yürüyüş yapılmalı.
• Çok katlı binada oturulması halinde 4 kattan daha az daire için asansör kullanılmamalı, onun yerine yürüyerek inip çıkılmalı. Alış veriş merkezlerinde yürüyen merdiven kullanılmamalı.